(4721 S. K. m. 710, 722, 724, 729, 748, 755, 1012) (634 S. K. m. 41) (2863 S. K. m. 7) (3194 S. K. m. 11) (3621 S. K. m. 12) (3226 S. K. m. 8) (1163 S. K. m. 15) (2924 S. K. m.7) (3402 S. K. m. 12, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 21, 33) (Tapu Sicili Tüzüğü m. 60, 61, 62, 63, 64) (2981 S. K. m. 10)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 10.12.2004 gününde verilen dilekçe ile mülkiyetin tesbiti ve beyanlar hanesine şerh verilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 09.06.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
Karar: Önceki Medeni Kanunda bir hüküm bulunmasa da, Beyanlar başlıklı 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 1012 madde hükmü Bir taşınmazın eklentileri, malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılır. Bu kaydın terkini, kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlıdır. Taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir, Özel kanun hükümleri saklıdır şeklindedir. Yasanın sözü edilen bu hükmü uyarınca genellikle tapu kütüğüne yazılarak alenileştirilmesinde fayda umulan hukuki ilişki ve fiili durum şeklinde tarif edilen her beyanın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterebilme olanağı yoktur. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünün beyanlar hanesine beyanda bulunulabilmesi için ya Medeni Kanunda bir hüküm olması veya özel kanunlarda bu konuda bir hükme yer verilmesi yahut tapu sicil tüzüğünde bir düzenleme yapılmış olması gerekir.
Türk Medeni Kanunun 1012 maddesine göre, bir taşınmazın eklentilerinin malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılması mümkündür. Önceki Medeni Kanundaki teferruat deyiminin karşılığı olarak yeni Medeni Kanunda kullanılan eklentiden maksat; asıl şey malikinin anlaşılabilen arzusuna veya yerel adetlere göre işletilmesi, korunması veya yarar sağlaması için asıl şeye sürekli olarak özgülenen ve kullanımda birleştirme, takma veya başka bir biçimde asıl şeye bağlı kılınan taşınır maldır. (Medeni Kanunun m:856) Türk Medeni Kanunu uyarınca beyanlar sütununda gösterilebilecek diğer haklar ise, yasanın 748. maddesinde sözü edilen geçit haklarından sürekli olanlar, 755. maddedeki toprağın iyileştirilmesi işlemi yapılmak üzere taşınmaz maliklerinin alacakları kararlar, 710. maddedeki yetkili makamlarca belirlenmiş taşınmazın heyelan bölgesinde kaldığına dair beyanlardır. Özel kanunlar arasındaki 634 Sayılı Kat Mülkiyeti kanunu uyarınca da; her bağımsız bölüme ait eklentiler, yönetim planı veya yönetim planında sonradan yapılan değişiklikler ve kat mülkiyeti kanunun 41. maddesi gereğince yapılan işlemler, devremülk esasına tabi taşınmazlarda devremülk hakkı, yine özel kanunlardan olan 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun değişik 7. maddesine göre korunması gerekli kültür varlığı olarak belirlenen taşınmazlar, 3194 Sayılı İmar Kanunun 11. maddesine göre ortaya çıkan işlemlerin sonucu, 3621 Sayılı Kıyı Kanununun 12. maddesinde öngörülen kıyı şeridinde yapılan yapıların durumu, 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunun 8. maddesine göre Finansal Kiralama sözleşmesine konu taşınmaz mala ilişkin sözleşmeler, 2981 Sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına aykırı yapılara uygulanacak bazı işlemleri düzenleyen yasa uyarınca hak sahibine tahsis beyanları, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanununun 15. maddesi uyarınca bir taşınmaza bağlı kooperatif ortaklığının cuz'i haleflere intikal edeceği hususu, ayrıca 2924 Sayılı Orman Köylüsünün Desteklenmesine dair Kanunun 7. maddesine göre orman sınırı dışına çıkartılıp mülkiyeti kişilere devir edilen arazilerdeki mülkiyet takyitleri ve bu kabil bir araziyi zilyed olarak tasarruf edenlerin adları beyanlar hanesinde gösterilir. Tapu Kütüğünün beyanlar hanesine beyan olanağı sağlayan diğer bir özel kanun da 3402 Sayılı Kadastro Kanunun un 19/II. Maddesidir. Somut olayla ilgisi nedeniyle bu konuya aşağıda değinilecektir.
Tapu Sicil Tüzüğünün 60. maddesi hükmünce kütüğün beyanlar sütununa ancak mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar yazılabilir. Az yukarıdaki bölümlerde gerek Türk Medeni Kanunun ve gerekse özel kanunların beyanlar sütununa nelerin yazımına cevaz verdiğinden söz edilmiştir. Tapu Sicil Tüzüğünün 61. maddesi uyarınca teferruatın mülkiyet hakkı sahibinin yazılı talebi üzerine beyanlar sütununda belirtilmesi olanaklıdır. Tüzüğün 62. maddesi Türk Medeni Kanununun taşınmaz mal sicilleri ile ilgili hükümlerine göre kurulmaları artık mümkün olmayan ayni hakların, 63. madde medeni hakların kısıtlanmasına ilişkin mahkeme Kararlarının, 64. madde ise, işçi ve yüklenicinin işe başlama tarihi, inşaat ile ilgili sözleşmenin kütüğün beyanlar sütununda gösterilmesine olanak sağlamaktadır.
Gerek metni yukarda yazılan Türk Medeni Kanunun 1012. ve gerekse Tapu Sicil Tüzüğünün 60. maddelerinden görülmektedir ki, mevzuatın yazılmasına izin vermediği bir belirtmenin kütüğün beyanlar sütununda gösterilebilme olanağı yoktur. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde;
Davadaki istem, 36826 ada 7 parsel üzerindeki binanın kütüğün beyanlar sütununda gösterilmesine ilişkindir.
22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında vurgulandığı üzere, Eşya Hukukunda, muhdesatdan, bir arazi üzerinde arz malikinden başkasına veya bir paydaşa ait yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece şahsi bir haktır. (Türk Medeni Kanunun m:722, 724, 729).
Bir kişi lehine muhdesatın tespiti ne ve bunun kütüğün beyanlar hanesine yazılmasına 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 19. maddesi imkan sağlamaktadır. Gerçekten, anılan hüküm uyarınca Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlardan birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir. Bu şekilde bir belirtmenin yenilik doğrucu bir sonucu olmadığı, esasen var olan şahsi hakka aleniyet kazandıracağı ve muhdesat sahibi lehine kanıt oluşturacağı kuşkusuzdur. 3402 Sayılı Kadastro Kanunu kural olarak kadastro bölge ve çalışma alanlarında üzerinde çalışma yapılan taşınmazlara uygulanır. Ancak, yasanın 33. maddesinde Kadastro Kanunun bazı hükümlerinin kadastro çalışma bölgeleri dışındaki genel bükümlere göre açılan davalara da uygulanacağı kabul edilmiş, bu hükümlerin yasanın 14, 15, 17, 18 20 ve 21. maddeleri olduğu sayılmıştır. Görülüyor ki, 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 19/II. maddesine dayanılarak taşınmaz mal üzerinde muhdesat tespiti ve bunun kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi kadastro bölge ve çalışma alanlarında üzerinde kadastro çalışması yapılan taşınmazlarda, tutanakların askıya çıkarıldığı tarihten itibaren30 gün içinde kadastro mahkemesinde açılan davalarda veya bu süre içinde dava açılmamış tutanak kesinleşmişse, Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre içinde kadastrodan öncesi nedenlere dayanılarak genel mahkemelerde açılacak davada istenebilir. Değişik bir anlatımla, kadastrodan sonraki hukuki sebeplere dayanılarak, genel mahkemelerde açılan davada, Kadastro Kanununun 19/II. maddesine sığınılarak muhdesat tespiti ve bunun kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi dava edilemez. Davanın reddedilmemiş olması bozmayı gerektirir.
Kabule göre de; Bu tür davalarda davanın tapuda kayıtlı tüm maliklere yöneltilmesi ve onların huzuru ile görülüp sonuçlandırılması gerekirken bir kısım kayıt maliklerinin taraf olması sağlanmadan aleyhlerine sonuç doğuracak şekilde karar kurulması da yanlıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 26.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy