(3402 S. K. m. 14) (2762 S. K. m. 27, 29, 30) (4721 S. K. m. 849)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 12.11.1999 gününde verilen dilekçe ile vakıf şerhinin konulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 10.7.2002 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılardan Fatma Tosun, Hamide Göktaş ile Hasan Basri Kıvılcım tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, tapu kayıtlarında yazılı olan vakıf şerhinin silinmesi istemine ilişkindir.
Bir malın vakıf malı olduğunun ispatı onu iddia edene düşer. Bu iddia, tapu kaydı, evkaf idareleri, şeriye mahkemeleri ve mütevellilerce tutulup daha sonra tapu idarelerine aktarılan defter kayıtları, vakıf defterine işlenen vakıfnameler ile kanıtlanabileceği gibi, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesinde belirtilen belgelerden olduğu uygulamada kabul edilen deftere işlenmemiş vakıfnameler, muteber mütevvelli ve temessük senetleri, evkaf idarelerince tutulan sair defterler ile de kanıtlanabilir.
Bilindiği gibi, konusu mülk arazi ve diğer mülk olan menkul ve gayrimenkul mallar sahih vakıflardır. Bu malların tüm tasarruf hakları rekabesi (kuru çıplak mülkiyeti) vakfa aittir. Vakfın bir başka türü de, devlete ait (miri) arazi üzerinde padişah ya da onun izin verdiği kişi tarafından kurulmuş gayri sahih vakıflardır. Gerek sahih, gerekse sahih olmayan türdeki vakıflar, önceleri vakfı tarafından tamir veya yeniden yaptırılırken zamanla vakfın buna gücü yetmemesi nedeniyle mukataa ve icareteyn usulü doğmuştur. Mukataada; vakıf taşınmaz, kendi olanaklarıyla vakıf tarafından inşa ve onarılmasının mümkün olmaması sebebiyle bina yapmak, ağaç, bağ kütüğü veya bağ çubuğu dikmek ve bunların durması karşılığında vakfa her sene maktu bir zemin kirası ödemek suretiyle kiralanmış, bu suretle yapılan bina ve dikilen ağaçlar yapanın veya dikenin malı sayılmış ve ölümü ile de bunların mirasçılarına geçeceği mukaatanın yani kira karşılığının verildiği sürece mukavelenin feshedilmeyeceği ve arazi üzerine yapılan muhtesatın kaldırılamayacağı kabul edilmiştir. İcareteynde ise, yok olan vakıf binalarının yeniden inşası için bir tür süresiz kiraya benzeyen usul oluşturulmuş, kiracıdan kıymetine eşit müeccele denilen peşin bir bedel alınıp harab olan bina vakıf tarafından yeniden tamir ettirilerek her sene muaccele adı verilen küçük bir bedel karşılığı süresiz olarak kiracılarına bırakılmıştır. Kira parasını ödeyerek hak kazanan kimseye ise mutasarrıf denilmiş, tasarruf hakkı da ölümle mirasçılarına intikal ettirilmiştir.
2762 sayılı Vakıflar Yasasının yürürlüğü ile vakıfa ait taşınmaz malların incareteyne veya mukataaya bağlanması yasaklanmış ve eskiden konmuş olanlarında tasfiyesi için hükümler getirilmiştir. Gerçekten anılan yasanın 27, 29 ve 30. maddelerinde özetle ...mukataalı toprakların ve icareteynli taşınmazların mülkiyetlerinin 20 misli bir taviz karşılığında mutasarrıflarına geçirileceği, 10 yıl içinde taviz verilmek yoluyla icareteyn ve mukataa kayıtları terkin edilmemiş olanlarının mülkiyetinin ise 10 yıl sonunda kendiliğinden mutasarrıfına geçeceği vakfın hakkının ivaza dönüşerek taşınmazın tamamının ivaz karşılığında birinci derecede ve birinci sırada ipotekli sayılacağı, ayrıca tavizler tamamen ödenmedikçe o mallar üzerindeki temliki tasarrufların tapu dairelerince tescil olunamayacağı... öngörülmüştür. Burada belirtilmelidir ki; vakıf malın mülke dönüşümü ve mutasarrıfına intikali için alınan taviz bedeli icare ve mukataa karşılığı olup, bedel ödenmedikçe o mal üzerinde temliki tasarruf tapu idaresince tescil edilemeyeceğinden bunu (taviz bedelini) gayrimenkul mükellefiyeti (M.K. m.849) olarak anlamak gerekir. Yine, burada üzerinde durulması gereken diğer bir sorun da; üzerinde vakıf şerhi taşıyan tapu kayıtları kapsamındaki tüm taşınmazlar için taviz bedeli ödenip ödenmeyeceği meselesidir. Uygulamada, çekişme konusu taşınmazların taviz bedeline tabi olup olmadığının tespitinde, kayıtlardaki vakıf şerhlerinin şeklinden çok içerdiği hakkın mahiyetinin tespiti gerekeceği kabul edilmektedir.
1274 tarihli Arazi Kanunnamesinin 4. maddesinde araz-i mevkufenin iki kısım olduğu bunlardan birincisinin sahihhan araz-i memlukeden (mülk arazi) iken şeri usullere göre vakfedilmiş olan sahih vakıflar; ikincisinin ise tahsisat kabilinden (gayri sahih, irsat kabilinden) vakıflar olduğu belirtilmiştir. Tapu kaydında vakıf şerhi bulunan bir taşınmazın taviz bedeline tabi sahih mukaatalı veya icareteynli bir vakıf olduğunun söylenebilmesi için Arazi Kanunnamesinin 121. maddesinde belirtildiği üzere öncelikle bu taşınmazın vakfedenin özel mülkü olması gerekir. Osmanlı Hukukunda mülk arazi dört türden oluşmaktadır:
Eski köy ve kasaba sınırları içinde bulunan arsalarla bunların kenarlarında bulunan ev ve benzeri gibi oturmaya yarayan yerleri tamamlayan yarım dönüm tutarındaki yerler,
b- Sahih temlikle ve kamu yararı amacıyla üçüncü bir kişiye temlik edilen miri arazi.
Yukarıda sayılan dört tür araziden olan bir taşınmazın vakfedilmesi halinde sahih bir vakıftan ve bu taşınmaz daha sonra icareteyn veya mukaataya bağlanmış ise tavize tabi taşınmazdan söz etmek mümkündür. Tahsisat kabilinden (gayrisahih) vakıf ise Arazi Kanunnamesini 4. maddesinde Araz-i miriyeden bilifarz selatini uzam hazeraatının veyahut bizzat izni ile aharlarının vakfeylemiş olduğu arazidir ki bu misillu arazinin vakfiyeti yalnız araz-i miriyeden bir kıta-i müfrüzenin aşar ve rüsumatı misillu menafii miriyesi tarafa saltanatı seneyeden bir cihete tahsis demek olduğundan bu makule araz-i mefkufe evkafı sahihden değildir. şeklinde tarif edilmiştir. İşte tahsisat kabilinden olan bu vakıflarda hiçbir şekilde bedel ödenmesi gerekmez. Çünkü, bu tür vakıflarda vakfedilen şey vakfedenin kendi mülkü değildir. Burada yapılan Sultan veya bizzat izin verdiği kişi tarafından miri arazinin belirli bir kısmının aşar ve rusumatı (resimleri ve vergileri) gibi gelirinin belli bir amaca tahsis edilmesidir.
Her ne kadar Vakıflar Yasasının 27. maddesindeki taviz bedeli hükmü, sahih olmayan vakıflar yönünden konuya tam bir açıklık getirmemiş ise de, 17 Şubat 1341 tarih, 552 sayılı Aşar'ın ilgası ve Yerine İkame Edilecek Mahsulatı Arazi Vergisi Hakkındaki kanunla devlet gerek öşür ve gerekse bedel-i öşür mukataasından vazgeçmiş taşınmazın vakıfla ilgisi kesilmiştir. Bu itibarla aşar ve rusumatı vakıf ve tahsis edilmiş taşınmazlar için taviz bedelinin alınamayacağı açıktır. Esasen bu yönde gerek uygulama, gerekse doktrinde tam bir görüş birliği mevcuttur. Söz konusu madde 4.4.1995 tarih, 4103 sayılı yasa ile (sahih, gayrisahih tahsisat kabilinden vb. mevcut mukataalı toprakların veya icareteynli gayrimenkulların mülkiyetleri, bu gayrimenkul hakkında illerde defterdarlık, ilçelerde mal müdürlüğü kıymet takdir komisyonunca takdir edilerek rayiç bedellerinin yüzde elli oranında hesap edilecek taviz karşılığında mutasarrıfına geçirilir. Taviz bedeli ödenmeden ortaklığın giderilmesi veya cebri icra yoluyla satışı yapılacak gayrimenkullerin taviz bedelinin hesaplanmasında satış bedeli esas alınır.) Şeklinde değiştirilmişse de; Aşar ve rusumatı vakıf ve tahsis edilmiş taşınmazların yukarıda belirtilen nedenlerle bu madde kapsamına girmediği kuşkusuzdur.
Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere vakıf türünün belirlenmesi ve belirlenen vakıf türüne göre çekişmeli taşınmazda vakfın bir hakkının kalıp kalmadığının, taviz bedeli ödenip ödenmeyeceğinin vakıf şerhinin doğrudan kaldırılması gerekip gerekmediğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmadan saptanması bu tür davalarda önem kazanmaktadır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, 17 Şubat 1341 tarih, 552 sayılı Kanunla, Devlet gerek öşür ve gerekse bedel-i öşür mukataasından vazgeçtiği taşınmazın vakıfla ilgisinin koptuğu çok açıktır. O nedenle aşar ve rusumatı vakıf ve tahsis edilmiş taşınmazlar için taviz bedelinin alınmayacağında duraksama olmamalıdır. Ayrıca; bu tür vakıflar miri arazi hükümlerine tabi olup Medeni Yasanın yürürlüğe girmesi ile Devletin kuru mülkiyet üzerindeki hakkı son bulup, mutasarrıfın özel mülkü haline geldiğinden Vakıflar Yasası hükümlerinin uygulanmasından ve taviz bedeli ödenmesinden de söz edilmez.
Mahkemece, yukarıda belirtilen ilkeler ışığında gerekli araştırma ve incelemeler yapılmış, dosya bilirkişiye tevdi edilerek belirtilen hususlarda bilirkişi raporu alındığı görülmüştür. Dosya içerisindeki 3.10.2001 tarihinde Prof. Dr. Cevdet Yavuz tarafından düzenlenen raporda ...yalnızca aşar ve rusumat vakfedildiği haller bakımından taviz bedelinin anlamsız ve konusuz kaldığı gibi dava konusu yapılmamış olan taşınmaz maliklerinin tapu belgelerinde yer alan bu tür vakıf şerhleri dahi kendiliklerinden yok hükmünde sayılırlar ve mutasarrıflarının tasarruf haklarını kendiliğinden mülkiyete dönüştüğünün kabulü gerekir denilmiştir. Ancak, raporun sonuç kısmında vakfın sahih olmayan vakıf olduğu belirtilmekle birlikte vakıf taşınmazlarına ilişkin bir kısım yasal düzenlemelerden söz edilerek vakfın türüne göre ayırım yapılmaksızın tüm vakıfların taviz bedeline tabi olduğu, bu kapsamda davacı yanın talebinin kabulünün gerektiği ifade edilmiştir.
Uyuşmazlığın giderilmesinde Mazbut Sultan Selim Vakfı niteliğinin saptanması önemlidir. Çünkü, ancak böylece belirlenen vakfın türüne göre çekişmeli taşınmazda davacı Vakıflar İdaresinin bir hakkı bulunup bulunmadığı diğer bir deyişle davalının taviz bedeli ödemesi gerekip gerekmeyeceği sonucuna varılabilir. Bilirkişi raporlarında vakfın niteliği gayri sahih vakıf olarak saptanmıştır. Bu durumda davacı idarenin, dava konusu taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine vakıf şerhinin yazılmasını isteme olanağı ve dolayısıyla bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığından davanın reddi yerine bilirkişi raporu ile gayri sahih türden olduğu belirlenen vakfın yukarıda açıklanan ilkelere aykırı şekilde aynı zamanda taviz bedeline tabi olduğu yönündeki beyanlarına itibar edilerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Davalılar Fatma Tosun, Hamide Göktaş ve Hasan Basri Kıvılcım'ın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, 30.05.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy