(743 S. K. m. 645) (4721 S. K. m. 719) (2644 S. K. m. 31)
Dava: Davacı tarafından, davalılar aleyhine 27.8.2003 gününde verilen dilekçe ile tapuda yüzölçümü düzeltilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28.4.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine temsilcisi tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, 5520 Sayılı Kanunla değişik Tapu Kanununun 31. maddesi uyarınca, tapu kaydındaki yüzölçümü miktarının düzeltilmesi isteğine ilişkindir. Anılan maddeye göre, taşınmaz malların yüzölçümü tapu sicilinde yazılı miktardan fazla olduğu hallerde bu fazlalığın bitişik araziye elatmaktan ileri gelmediği ve sınırlarında bir değişiklik olmadığı mahkemece tesbit edildiği takdirde, taşınmazın gerçek yüzölçümünün tapu siciline yazılmasına karar verilir.
Bu tür davalarda;
1- Taşınmazın yüzölçümü miktarının daha önce açılan bir dava sonucu değiştirilmiş olmaması,
2- Taşınmaz tapu kaydının tüm geldileri ile birlikte getirtilmesi, diğer bir anlatımla ilk tesis tapusu esas tutularak, tedavülleri ile birlikte uygulanarak, taşınmazın sınırlarının saptanması,
3- Taşınmazın Medeni Kanunun 719. (önceki Medeni Kanunun 645) maddesi uyarınca fenni esaslara uygun olarak düzenlenen, gerçek duruma ters düşmeyen bir haritası mevcut olup olmadığının da araştırılması, geçerli bir harita varsa, tapunun kapsamına giren taşınmazın yüzölçümünün belirtilmesinde sınırlara değil haritaya itibar edilmesi,
4- Tapu kaydında okunan sınırların, değişken nitelikte olmaması, sınırların dağ, tepe gibi istikamet gösteren nitelikte olması halinde kayıtta yazılı miktara değer verilmesi,
5- Komşu taşınmazlara ilişkin, tapu veya vergi kaydının bulunması halinde bu kayıtlar da uygulanarak, dava konusu taşınmazı ne şekilde okuduğunun saptanması,
6- Komşu taşınmaz maliklerinin dinlenmesi, bunun için, taşınmaz maliklerine davanın niteliğini açıklayan ve yargılamaya katılmadıkları takdirde, davacı ile aralarında sınır çekişmesi olmadığını kabul ettiklerini belirtir şekilde açıklamalı davetiye çıkarılması, gereklidir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Mahkemece yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya elverişli değildir. Davacı tarafından 27.8.2003 tarihli dilekçe ile sabit hudutlara dayalı tapu kaydına 80.000 metrekare yazılması gereken miktarın yanlışlıkla 8.000 metrekare olarak yazıldığından düzeltilmesi için dava açılmış, keşif yapıldıktan sonra 17.12.2004 tarihinde aynı taşınmazın yüzölçümünün 140232.50 metrekare olarak düzeltilmesi istemi ile ek dava açılarak asıl dosya ile birleştirilmiştir. Böylece davacının taşınmazının yüzölçümünü kesin olarak bilemediği gibi, ilk davada sehven 80.000 metrekare yerine 8.000 metrekare yazıldığını ileri sürmüş, birleşen davada ise keşiften sonraki zemindeki gerçek durumun nazara alınmasını istemiştir.
Davacının dayanak olarak sunduğu tapu kaydında "8.4.1937 tarihli ilmühaberle ilçe tapu komisyonunun 21.6.1937 tarih ve 10 sayılı kararı ile tescil edildiği" belirtilmiştir. Sözü edilen tapu kaydına dayanak ilmühaber ile ilçe tapu komisyonu kararı, bunlara ilişik varsa kroki ve belgeleri getirtilerek mahalline uygulanmamıştır.
Tapu kaydında komşu gösterilen kişilere ait tapu kayıtları araştırılmamış, varsa kroki ve dayanak belgeleri getirtilerek uygulama yapılmamıştır. Tapu kaydında gösterilen komşuların batı ve güney sınırının yer değiştirildiği tesbit edilmiş bunun nedeni üzerinde durulmamış, komşu gösterilen kişilerle halen komşu taşınmazları kullanan kişiler arasında bir bağlantı kurulmamıştır.
Keşif sonucu fen bilirkişisi Recep Rıdvan Ayabakan tarafından çizilen krokide nizalı taşınmazın düzgün sınırlara sahip olmadığı, fazla parçalı geometrik şekilde olduğu görülmektedir. Geniş alana yayılmış şekilsiz bir taşınmazın her yönünde bir komşusunun bulunma olasılığı zayıftır. Yapılacak keşifte mahalli bilirkişi ve tarafların göstereceği tanıklardan nizalı taşınmazın komşusu olan taşınmaz sahipleri tesbit edilerek, davaya katılanlar dışında kalanlar varsa onlarında davaya katılmaları sağlanmalıdır.
Tüm bu hususlar gözetilmeksizin, başlangıçtaki ilkeler dikkate alınmadan eksik soruşturma ile davanın kabulü doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 24.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy