(4721 S. K. m. 747, 748)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 05.10.2004 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı tesisi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 10.06.2005 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Ş. tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, Türk Medeni Kanun'un 747. maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.
Davacı, maliki olduğu 809 parsel sayılı taşınmazının genel yola bağlantısının bulunmadığını, mutlak geçide ihtiyacı olduğunu bildirerek davalıya ait 808 parsel sayılı taşınmazdan geçit hakkı kurulmasını istemiş; davalı, davacı taşınmazına başka yerden geçit kurulmasının mümkün olduğunu ileri sürerek davanın reddini dilemiş, yerel mahkemece davalıya 808 parsel sayılı taşınmazın 19.04.2005 tarihli uzman fen elemanı raporunda mavi ile taralı 126 metrekarelik bölümünden davacıya ait 824 parsel sayılı taşınmaz yararına geçit hakkı kurulmuş, hükmü davalı temyiz etmiştir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyaç veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nisbi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir.
Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi gerekir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara uygun belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Kurulan geçit hakkının Medeni Kanun'un 748/3. maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Diğer taraftan geçit hakkı gayrimenkul mükellefiyeti olduğundan lehine geçit istenen davacı taşınmazı bağımsız olarak değerlendirilmeli, davacıya ait parsel yararına geçidin başladığı yerden ulaştığı genel yola kadar olan güzergahtaki aleyhine geçit kurulan tüm parseller ayrı ayrı belirtilmelidir. Başka bir anlatımla, lehine geçit hakkı kurulan parselden genel yola kesintisiz ulaşım sağlanmalıdır.
Somut olayda, 809 parsel lehine sadece 808 parselden geçit hakkı kurulmuş, 824 ve 825 parsellerden 809 parsel lehine geçit hakkı kurulmayarak kesintisiz genel yola ulaşım sağlanmamıştır. Kurulan mevcut geçit ile şimdilik 824 ve 825 numaralı parsellerin davacıya ait olması ve bu parsellerden 808 parsel lehine daha önce kurulan geçit yolu bulunması nedeni ile genel yola ulaşmak mümkün ve sorunsuz ise de, ileride 824 numaralı parselin el değiştirmesi halinde kesintisiz geçit hakkı kurulmaması sonucu 809 parselden genel yola ulaşmak imkansız hale gelecektir.
Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş, uygun kabul edilen güzergahta bulunan tüm parsellerden 809 parsel lehine genel yola kadar kesintisiz geçit hakkı kurmak olmalıdır. Öte yandan kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanun'un 748/3 maddesi gereği tapu siciline kaydı da gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, kararın BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 24.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy