(7201 S. K. m. 10, 35) (1086 S. K. m. 73, 409)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 20.10.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın açılmamış sayılmasına dair verilen 31.5.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar, davalının temyizi üzerine Dairemizin 28.6.2005 tarih 2005/5546 E. 2005/6642 K. sayılı ilamı ile bozulmuş, davacı vekilinin karar düzeltme isteği 19.12.2005 tarih 2005/9463 E. 2005/11754 K. sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Mahkemece, bozma kararından sonraki duruşma gününün bildirilmesi için çıkartılan ve tebliğ yapılmaksızın iade edilen tebligatların, daha önce tebligat yapılan adrese çıkartıldığı, taraflarca başkaca bir adres bildirilmediği, yeni bir tebliğ için gerekli masrafın da bulunmadığı gerekçeleri 24.2.2006 tarihli oturumda dosyanın HUMK. nun 409/1. maddesi uyarınca işlemden kaldırılmasına, bu tarihten itibaren üç aylık sürede yenilenmediği gerekçesi ile de HUMK. nun 409/5. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bilindiği üzere; yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin, hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. HUMK. nun 73. maddesi hükmünde vurgulanan temel kurala göre, mahkeme, tarafları dinlemeden, onları, iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu bakımdan davetin ve bunun yazılı şeklinin (davetiyenin) davadaki önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde, taraflar yargılamaya katılmasalar bile mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidirler.
Duruşmaya gelinmese dahi ilgilinin yokluğunda davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı hallerde, açıklanan biçimdeki uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden ve yasaya uygun biçimde taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına girilmesi, deliller toplanarak bir sonuca ulaşılması gereklidir. Değinilen işlemleri nedeniyle tebligat, bilgilendirme yanında, belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Bu nedenle tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tüzüğü hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı, tebliğin muhatabına ulaşması, konusu ile ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, kanun ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kural olarak tebligat, tebliğ yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır. (Teb. K. m.10) Öte yandan, HUMK. nun 409/1. maddesi uyarınca oturuma çağrılmış olan taraflardan hiçbiri gelmediği veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri taktirde dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. Somut olayda; davacı vekiline bozma kararından sonra belirlenen 15.2.2006 tarihli duruşma gününün bildirilmesi amacıyla çıkarılan davetiye, İstanbul Caddesi 63/6 Bakırköy adresine çıkartılmış olup adreste tanınmadığı belirtilerek bila tebliğ iade edilmiştir. Oysa davacı vekili tarafından dosyaya sunulan 8.09.2005 havale tarihli karar düzeltme dilekçesinde tebliğ yapılan adres değil Regatta setaltı tesisleri no 247/2 Ataköy adres olarak belirtilmiş, bu adres dosyaya sunulan 28.9.2005 tarihli dilekçede de yinelenmiştir. Bu durumda HUMK. nun 409/1. maddesinde belirtilen oturuma çağrılmış olmak şartı gerçekleşmediğinden, mahkemece 24.2.2006 tarihli oturumda dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesi doğru olmamıştır. Davacının bildirdiği adresini değiştirdiği, yeni adresini de mahkemeye yukarıda sözü edilen dilekçeleri ile bildirmiş olduğu anlaşıldığına göre Tebligat Kanunu'nun 35/1. maddesine göre işlem yapılması zorunludur. Bu durum karşısında mahkemece 24.2.2006 tarihli oturumda yeni bir duruşma günü belirlenerek Tebligat Kanunu'nun 35/1. maddesine göre hareket edilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine 23.01.2007 gününde oybirliği karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy