14. Hukuk Dairesi 2008/10043 E., 2008/11109 K. MUNZAM ZARAR TEMERRÜT FAİZİ
818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 103 ] 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 105 ]
"İçtihat Metni"
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 20.09.2007 gününde verilen dilekçe ile munzam zarar nedeniyle tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 13.12.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, faizi aşan zarar (munzam zarar) tahsili istemiyle açılmıştır.
Davalı, önceden davacı tarafından açılan ve reddedilerek sonuçlanan uyarlama davası bulunduğunu, bu davanın da reddi gerekeceğini savunmuştur.
Mahkemece, dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Kural, borcun aynen ifasıdır. Edim imkansız hale gelmediği sürece borcun ifasına olanak vardır. Alacaklı, borcun ifası için ifa davası açabileceği gibi, bu sonuca ulaşmak amacıyla icra yoluna da başvurabilir. Temerrüt, borcu sona erdirmez. Temerrüde rağmen borç devam eder ve alacaklı her zaman gecikmiş de olsa ifayı talep edebilir. Para borcunu yerine getirmeyen borçlu temerrüt (gecikme) faizi ödemek zorundadır. Faiz ödeme borcunun nedeni sözleşme olabileceği gibi sebepsiz zenginleşme veya haksız fiil de olabilir. Borçlunun temerrüt faizi ödemesi için taraflar arasında bir sözleşme bulunması da gerekmez. Fakat, temerrüt faizi niteliği gereği gerçek zarar karşılığı olmayabilir. Çünkü, temerrüt faizi alacaklı bir zarara uğramasa da ödenmesi zorunlu ek bir borçtur. Borçlu, alacaklının temerrüdü sebebiyle daha az bir zararı olduğunu ispat ederek faiz ödemekten kurtulamaz. Borçlar Kanununun 101.maddesine göre de muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrüt olur.
Temerrüt ve faize ilişkin bu kısa bilgiden sonra munzam zarar kavramına gelince;
Süresinde ifa edilmeyen para borçlarında temerrüde düşen borçlunun sorumluluğu Borçlar Kanununun 103-105 maddeleri arasında düzenlemiştir.
Buna göre, borçlunun kusuru olup olmadığına ve alacaklının bir zarar görüp görmediğine bakılmadan, borçludan yukarıda sözü edilen temerrüt faizi (gecikme faizi) istenebilir. Ancak, temerrüt faizi para borcunu ödemede geciken borçlunun alacaklıya ödeyeceği en az miktardır. Şayet alacaklı, geç ifa sebebiyle temerrüt faizinden daha fazla bir zararı olduğunu iddia ediyor ve bunu kanıtlayabiliyorsa, borçludan faizi aşan zararının tediyesini de isteyebilir. Munzam zarar olarak bilinen bu istemin dayanağı, Borçlar Kanununun 105.maddesidir. Anılan hüküm şöyledir; "alacaklının duçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe, bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir". Gerçekten, alacaklının gecikmeden ötürü uğradığı zarar temerrüt faizinden fazla olabilir. Yasa hükmü uyarınca, temerrüt faizi isteyebilmek için zararın ispatı gerekmediği halde, alacaklı bu faizin üstündeki zararını ispat etmek koşuluyla faizi aşan zararını da talep edebilecektir. Görülüyor ki munzam zarar, borcun hiç veya kararlaştırılan sürede ifa edilmemesinden doğmaktadır. Bu özelliğinden dolayı da munzam zarar müspet zarardır. Faiz alacağından farklı olarak da özellikle belirtmek gerekir ki alacaklının temerrüt faizi üzerinde bir zararı bulunması ve bu zararın somut biçimde alacaklı tarafından ispat edilmesi gerekir.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; davacı ipotek alacaklısı 24.05.1991 tarihli ipotek sözleşmesinde yazılan 80,00 YTL alacağını hükmen 560,00 YTL olarak tahsil edildiğini, 560,00 YTL'nin dahi gerçek zararını karşılamadığını, gerçek zararın şimdilik 8.000,00 YTL olarak belirlendiğini, bu miktarın davalı ipotek borçlusundan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davacının, bu iddiasını ispat için getirdiği somut bir delili yoktur. Türk Medeni Kanununun 6.maddesi hükmü uyarınca munzam zarar varlığını iddia eden davacı zararın varlığını kanıtlayamadığından davanın reddi sonuç olarak doğrudur.
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davacının bütün temyiz itirazlarının reddi ile sonuç olarak usul ve yasaya uygun hükmün gerekçesi HUMK.nun 438/son maddesince yukarıda yazılı olduğu şekilde değiştirilerek düzeltilmesine ve hükmün bu şekliyle ONANMASINA, 07.10.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy