(4721 S. K. m. 719) (3402 S. K. m. 14)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine 29.08.2005 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 24.09.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, tapu kaydına dayalı elatmanın önlenmesi istemi ile açılmıştır.
Davalı, çekişmeli taşınmazı bir kısım kayıt maliklerinin kendisine verdikleri yetkiye dayanarak kullandığını, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kabul edilerek 27.04.2006 tarihli krokide C harfi ile gösterilen taşınmaz bölümüne davalının elatmasının önlenmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Burada öncelikle belirtilmelidir ki, HUMK. nun 76. maddesi ve 4.6.1958 tarih 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince hakim sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve netice talepleri ile bağlıdır. Tarafların tavsifleriyle bağlı olmayan hakimin önüne gelen uyuşmazlıkta kanun hükümlerini doğrudan uygulayarak bir sonuca ulaşması gerekir. Diğer yandan, yasanın 74. maddesi uyarınca da, yasalardaki ayrık durumlar hariç hakim her iki tarafın iddia ve müdafaaları ile bağlı olarak ve onunla sınırlı olmak üzere hüküm verebilir. Bu bakımdan, hakimin salim bir sonuca varması, önüne gelen uyuşmazlıkta tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları çözmesi ile mümkündür. Esasen, HUMK. nun 363 vd maddelerinde öngörülen keşif işleminin amacı da budur. Kısaca keşif münazaalı mahallin yerinde görülmesi, dava konusunun neresi olduğunun taraflara sorularak saptanması ve gösterilen yerin birlikte bulundurulan teknik bilirkişiye krokisine işaretlenmesinin sağlanması amacıyla yapılır. Keşifte tapu kaydının hudutlarını belirlenmesi işi de teknik bilirkişiye değil o yöreyi iyi bilen yerel bilirkişilere ait bir görevdir.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Davada 16.11.1938 tarih 928 sıra numaralı tapu kaydının gittisi 22.10.1970 tarih ve 53 sıra numaralı kayıttaki 73/96 paya dayanılmıştır. Davalı ise, aynı kayıttan gelen Yavuz ve Ali Cengiz'in 3/16'şar maliki olduğu payları kullanmaya yetkili bulunduğunu, çekişmeli yerin bu yetkiye dayanarak kullanıldığını savunmuştur. Görülüyor ki, her iki tarafta aynı tapu kaydından gelen haklara dayanmaktadır. O yüzden, kayıt kapsamının hiçbir duraksama yaratmayacak şekilde belirlenmesi gerekir. Az yukarıda sözü edildiği üzere bu belirlemeyi yapacak kişi de o yöreyi iyi bilen yaşlı ve tarafsız mahalli bilirkişidir.
Harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına, Türk Medeni Kanununun 719 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddeleri hükmünce kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Ancak kayıt harita ve krokiye dayanmıyorsa veya olan harita ve kroki uygulanabilir nitelikte değilse mahkemece öncelikle dayanılan tapu kayıtları ilk tesisinden itibaren tüm gittileri ile birlikte getirtilmeli, kayıtların yüzölçümlerinde veya sınırlarından bir değişiklik varsa dayanağı belgeler incelenmeli, doğru ve yasal bir nedeni bulunup bulunulmadığı araştırılmalı, diğer taraftan uygulanmada yararlanılmak üzere varsa komşu taşınmaz tapu kayıtları da getirtilmeli, bu şekilde belgeler toplandıktan, o yöreyi iyi bilir yaşlı ve tarafsız bilirkişi isimleri saptanarak dosya keşfe hazır hale geldikten sonra, kroki çiziminde yararlanılacak teknik bilirkişi de hazır edilerek keşif kararı verilmeli, evvela davanın taraflarına çekişme konusu yer sorulmalı, üzerinde anlaşmazlık çıkartılan bu yer teknik bilirkişiye çizdirecek krokide işaret ettirilmeli, bundan sonra da her iki tarafın dayandığı tapu kapsamı tayin edilmek üzere mahalli bilirkişi görüşüne başvurulmalıdır. Mahalli bilirkişiden de, kayıttaki her sınır sorulmalı, arazi üzerinde tespit edilmeli, gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı ve doyurucu bilgi alınmalı, kaydın bilinmeyen bir sınırı olursa, bu sınır bakımından gerekirse tanık sözlerine başvurulmalı, yine gerekirse daha önceden hazırlanan civar taşınmazlar tapu kayıtlarından yararlanarak hem yerel bilirkişinin hem de dinlenmişse tanıkların sözleri denetlenmeli, bütün bu sınırlarda teknik bilirkişi krokisine işaretlenmelidir.
Mahkemece, bu yönteme uyulmadan, çekişme konusu yer teknik krokiye duraksamasız işaretlenmeden ve özellikle tapu uygulamasında yerel bilirkişisi sözüne başvurulmadan bütün bu uygulamalardan sonra davalının savunması da değerlendirilmeden eksik araştırma ve inceleme ile davanın sonuçlandırılması doğru olmamıştır.
Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 25.02.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy