(4721 S. K. m. 1013, 1023, 1024)
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 21.03.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu tahsis belgesi, hile ve muvazaa iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne, tapu kaydının iptali ile davacılar adına tapuya tesciline dair verilen 04.12.2007 günlü hükmün Yargıtay'ca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı İzzet vekili, duruşmasız olarak Tuncer vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 23.09.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı İzzet vekili Av. T.T. ile karşı taraftan davacılar vekili Av. S.M. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kâğıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davacılar, 2164 ada 1 parselde bulunan yapı nedeniyle 16.01.1987 tarihinde murisleri Tahsin adına tapu tahsis belgesi düzenlendiğini, bu yerin murislerine ait olduğunu bilen davalılardan Davut'un hile ile taşınmazı 31.05.2000 tarihinde edinerek aynı gün Tuncer'e, onun da 01.08.2000 tarihinde İzzet'e devrettiğini belirterek tapu kaydının iptali ile taşınmazın adlarına tescili, mümkün olmadığı takdirde 6.245.00. YTL tazminatın davalılardan tahsili isteğinde bulunmuştur.
Davalılardan Kadıköy Belediye Başkanlığı, dava konusu taşınmazın 23.05.2000 tarihli encümen kararına istinaden hatalı olarak Davut'a satıldığını belirtmiştir. Davalı Davut, adına düzenlenmiş bulunan tapu tahsis belgesinin tapuya dönüştürülmesi amacıyla verdiği vekaletname kapsamında yapılan işlemlerden bilgisi olmadığını, taşınmazın gerçek sahibinin davacıların murisi olduğunu belirtmiştir.
Davalı Tuncer, davanın süresinde açılmadığını, kötü niyete ilişkin olarak sunulmuş bir delil bulunmadığını, davacıların ayni hak sahibi olmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ve kayıt maliki olan izzet ise yurt dışında yaşadığını, dava konusu taşınmazı yatırım amaçlı ve tapuya güvenerek satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalılardan İzzet ve Tuncer temyiz etmiştir.
Dava, tapu tahsis belgesi, hile ve muvazaa iddiasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacıların tescil isteğinin dayanağı olan 16.01.1987 tarihinde düzenlenen tapu tahsis belgesi mülkiyeti Hazine adına kayıtlı olan 510 parsel numaralı taşınmazda bulunan mesken ve eklentilerine ait olup tapuya şerh edilmiştir. Ne var ki dava konusu 2164 ada 1 parsel numaralı taşınmaz kaydına bu şerh aktarılmamıştır. Söz konusu parsel, Davut adına vekaleten hareket eden Ahmet'in Kadıköy Belediye Başkanlığı'na yaptığı başvuru sonucu, encümenin 23.05.2000 tarihli kararı ile yapılan ihale ile 31.05.2000 tarihinde Davut adına tescil edilmiş ve aynı gün Tuncer'e satılmıştır. Davalı İzzet ise bu tapu kaydına güvenerek 01.08.2000 tarihinde taşınmazı edinmiştir.
Dava konusu taşınmaz encümen kararına istinaden yapılan ihale sonucu Davut adına tescil edilmiş ve sonraki satışlar da yasal biçimde oluşan tapu kayıtlarına dayanılarak yapılmıştır. İptal edilmeyen ihale ve kanıtlanamayan hile-muvazaa iddiası karşısında olayda üzerinde durulması gereken husus taşınmaza sonradan malik olan davalı İzzet'in Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinden yararlanıp yararlanamayacağıdır.
Gerçekten hukukumuzda kişilerin satın aldığı şeylerin ileride kendilerinden geri alınabileceği endişesi taşımamaları, dolayısıyla kamu düzenini sağlamak düşüncesiyle satın alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse iyi niyetten maksat hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir. Belirtilen ilke Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinde aynen tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddede bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz biçiminde vurgulanmıştır. Eldeki uyuşmazlıkta davacı kayıt malikinin mülkiyeti kötü niyetle kazandığını ileri sürdüğünden, malikin ayni hakkı yolsuz olarak tescil edildiğini bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi olup olmadığının önemle araştırılması gerekir. Yine belirtilmelidir ki ayni hak kütüğe tescil yoluyla yazılmışsa kural olarak böyle bir tescile dayanan iyi niyetli kişinin iktisabını korumak icap eder ise de, tescilin yanı başında bir de bunun haklı bir sebebe dayanması ve tescil talebinin o hak üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan kimse tarafından yapılmış olması şartı aranmalıdır (Türk Medeni Kanunu m. 1013). Yetkisiz bir kimse tarafından yapılan talep veya haklı bir sebep olmadan yapılan bir tescil hakkı iktisap ettirmez. Fakat bu yönden tescil sakat dahi olsa iyi niyetli, yani sakatlığı bilmeyen ve bilmeleri de kendisinden beklenemeyen kimseler karşında geçerli bir tescilin sonuçları meydana gelir. Başka bir anlatımla; iyi niyetli kimseler kütüğün görünüşüne inanmakta haklıdır. Gerçek hak durumuna uymayan tescil yolsuz tescil sayılacağından, gerçek hak sahibinin hakkının sona ermesine veya zararlanmasına neden olacağı açıktır.
Dosyada toplanan kanıtlar ve içeriği yukarıda açıklanan Türk Medeni Kanunu'nun 1023. ve 1024. maddeleri kapsamında davalı İzzet'in kötü niyeti kanıtlanmadığından mahkemece tescil isteğinin kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamıştır. Belirtilen nedenle mahkemece davacıların kademeli isteklerinin incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine, 550.00. YTL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı İzzet'e verilmesine, 23.09.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy