(4721 S. K. m. 683) (818 S. K. m. 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181) (1086 S. K. m. 275)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.06.2007 ve 24.03.2008 gününde verilen dilekçeler ile elatmanın önlenmesi, birleşen davada ise tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen 24.03.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı-davacı M. A. vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 714 ada 5 sayılı parseldeki yapının 2. kat 10 numaralı bağımsız bölümünün maliki olduğunu, taşınmazı davalıya harici sözleşmeyle sattı ise de satış bedelinin ödenmediğini, davalının 10 numaralı bağımsız bölümde bulunmasının haklı bir nedeni olmadığını, elatmasının önlenmesini istemiştir.
Davalı, satış bedelinin ödendiğini, açılan davanın reddini savunmuş, birleştirilen davasında ise 10 numaralı bağımsız bölümün adına tescilini, olmadığı takdirde dairenin değerinin davacı-karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, asıl dava kabul edilmiş, birleştirilen davada davalı ve davacı harici satışa dayanamayacağından birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı ve birleştirilen davanın davacısı temyiz etmiştir.
Birleştirilen davada dayanılan 31.08.1999 günlü sözleşme adi yazılı şekilde düzenlenmiştir. Ne var ki, sözleşme içeriğinden asıl davanın davacısı A. O. P.'nun davalıya yüklenici sıfatıyla yapmakta olduğu binadan bir bağımsız bölümü sattığı görülmektedir. Taraflar arasındaki bu işlem hukuki niteliği itibariyle alacağın temliki işlemidir. Alacağın temliki ve borcun nakli BK m. 162-181 arasında düzenlenmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse alacağın temliki; alacaklı ile onu devralan üçüncü şahıs arasında borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen ve sadece kazandırıcı bir tasarruf işlemi niteliği taşıyan şekle bağlı bir akittir. Borçlar Kanununun 163. maddesi uyarınca da yazılı yapılması yeterlidir. Alacağın temliki işleminin geçerliliği için resmi biçim koşulu aranması gerekmediğinden, davacının, davalı ve birleşen davanın davacısı M. A.'a yaptığı temlik işlemi hüküm ve sonuç doğurur. Bu bakımdan mahkemece satışta resmi biçim koşuluna uyulmadığından bahisle birleşen davanın yazılı bazı gerekçelerle reddi doğru değildir.
Geniş anlamda borçlunun temerrüdü (borçlunun direnimi), borçlunun sözleşmeye aykırı davranması yani borcunu ifa etmemesi demektir. Bu gibi durumlarda ifa olanağı bulunduğu, ifa için kararlaştırılan zaman geldiği ve uyarıldığı halde borçlu, borcunu ifa etmez. Borçlunun temerrüdü ise, BK m. 101-108 arasında düzenlenmiştir. Borçlunun temerrüdünden bahsedebilmek için borcun ifa olanağı bulunması ve ifa için kararlaştırılan zamanın gelmesi yanında, alacaklının borçluyu uyarması da aranır. Zira BK m. 101 f.1 göre muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Demek oluyor ki kural olarak borçlu temerrüdü için alacaklının ihtarı da zorunludur. Alacaklının ihtarı demek, alacaklının talep iradesinin borçluya ulaştırılması demektir.
Alacağın temliki ve borçlunun temerrüdüne ilişkin bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Hiç kuşkusuz, 31.08.1999 günlü alacağın temliki sözleşmesi iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdendir. Burada temellük eden üçüncü kişinin temel borcu satış bedelini kararlaştırılan şekilde ödemektir. Eldeki davada, tarafların uyuşmazlıkları da satış bedelinin ödenip ödenmediği noktasındadır. Asıl davanın davacısı, bu bedelin ödenmediğini iddia ederken, bileşen davanın davacısı satış bedelini bütünüyle ödediğini savunmuştur. Ne var ki, mahkemece bedelin bütünüyle veya kısmen ödenip ödenmediği araştırma konusu yapılmamıştır.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, taraflar arasındaki 31.08.1999 tarihli sözleşmeyi bir temlik işlemi olarak nitelemek, birleşen davanın davalısının dosyaya sunduğu deliller üzerinde gerek duyulursa bilirkişi incelemesi yaptırmak ve davacıya yapılan ödeme miktarını açıklığa kavuşturmak, davacı, birleşen davanın davacısını temerrüde düşürmediğinden, ödenmeyen bir kısım bedel varsa bunu davacıya ödenmek üzere dosyaya depo ettirmek, bu bedel depo edilirse karşı davadaki tescil isteğini kabul etmek, aksi takdirde açılan davanın içinde asıl davacıya yapılan ödemelerin iadesi isteminin de bulunduğunu düşünerek, asıl davayı ödenen bedelin birleşen davanın davacısına iadesi koşuluyla kabul etmek olmalıdır.
Bütün bu yönler bir yana bırakılarak davanın yazılı şekilde sonuçlandırılması doğru olmadığından, karar bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 17.12.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy