MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 25.10.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 04.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin pul yokluğundan reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 16.10.2000 ve 01.08.2001 tarihli satış vaadi sözleşmelerine dayanarak 552 ve 519 sayılı parsellerdeki davalıların murisi .... adına olan payın iptali ile adına tescilini talep etmiştir.
Davalılar, sözleşmenin kira sözleşmesi olduğu zannıyla imzalandığını, geçersiz olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazların elbirliği mülkiyetine tabi olduğu, bu aşamada sözleşmelerin ifasının istenemeyeceği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Gerek 16.10.2000 gerekse 01.08.2001 tarihli sözleşmelerin konusu 517, 518 ve 519 sayılı parsellerdeki davalılara murisleri ....’den intikal edecek miras hak ve hisseleridir. Dosyada yer alan mirasçılık belgesinde muris İbrahim’in 10.03.1994 tarihinde öldüğü, mirasının ........ ile ......’ın çocukları..... ve.....’e kaldığı görülmektedir. Mirasçılardan ........ve.....16.10.2000 tarihli sözleşmenin doğrudan vaat borçlularıdır. Mirasçı ...... ise bu sözleşmelerin düzenlenmesinden sonra 25.08.2002 tarihinde ölmüştür. Gerçekten, muris .......’in ölüm tarihine göre terekesi elbirliği mülkiyetine tabidir. Elbirliği mülkiyetinde, hiçbir ortak için tasarruf edebileceği pay söz konusu değildir. Mülkiyet hakkı elbirliği ile ortaklara aittir. Bu haliyle ortaklardan biri veya birkaçının üçüncü bir kişiyle yaptığı satış vaadi sözleşmesi terekedeki elbirliği mülkiyeti çözülmeden ifa edilemez. Fakat, elbirliği ortaklarının birbirlerine yaptıkları satış vaadi geçerli olduğu gibi, elbirliği ortaklarının tümünün birlikte hareketle üçüncü kişilere yaptığı satış vaadi de geçerli olup, hüküm ve sonuç meydana getirir.
Somut olayda, davada dayanılan 16.10.2000 ve 01.08.2001 tarihli satış vaadi sözleşmelerindeki duruma gelince; yukarıda sözü edildiği üzere bu sözleşmelerde satış vaadine konu olan 517, 518 ve 519 sayılı parsellerdeki vaat borçlularının murisi .....’e ait paydır. Yine yukarıda sözü edildiği üzere, sözleşmenin ifasının talep edilebilmesi için tereke elbirliği mülkiyet rejimine tabi olup ve davacı tereke dışındaki bir kişi olduğundan, tüm mirasçıların birlikte hareket etmesi gerekir...... mirasçılarından ..... dava konusu parsellerdeki miras hak ve hissesini 01.08.2001 tarihinde, diğer mirasçıların tamamı (.... dahil) 16.10.2000 tarihinde satış vaadinde bulunduğundan, elbirliği ortaklarının tümü sözleşmede taraf olmuştur. Kısaca, davacı vaat alacaklısı, sözleşmeye konu taşınmazlardaki muris..... payının adına tescilini isteyebilir.
Mahkemenin, yanılgılı değerlendirme sonucu murisleri..... sözleşmede taraf olduğundan ve ayrıca kendilerinin davacıyla sözleşme yapması gerekmeyen davalı ......’in durumu gözetilerek, terekenin elbirliği mülkiyetine tabi olduğunu kabul etmesi sonucu davayı bu gerekçeyle reddetmiş olması doğru olmamıştır.
Bu durumda öncelikle dava konusu yapılan 552 sayılı parselin, 517 ve 518 sayılı parsellerden gelip gelmediği araştırılmalı, bu parsellerden geldiği saptanırsa 552 sayılı parseldeki muris ...’e ait 72/380 payın da satış vaadi sözleşmelerine konu edildiği kabul edilmelidir.
Diğer taraftan, davalılar tarafından mahkemenin 2008/120 esasında kayıtlı satış vaadi sözleşmelerinin iptali için dava açıldığı, açılan davanın önce eldeki dava dosyası ile birleştirildiği, ancak 04.06.2010 tarihinde tefrikine karar verildiği görülmektedir. Şayet, tefrik edilen davada sözleşmelerin iptali hüküm altına alınırsa, eldeki davanın dayanağının kalmayacağı açıktır. Başka bir anlatımla, davalar aynı sebeplerden doğduğundan biri hakkında verilecek hüküm, diğerini etkileyecek niteliktedir. HUMK’nun 45.maddesi uyarınca, davaların aynı sebepten doğması veya biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması halinde, her iki dava arasında bağlantı var kabul edildiğinden, davaların birleştirilerek görülmesi usuli zorunluluktur. Bu hususun gözardı edilmesi de usul hükümlerine aykırıdır. Temyiz olunan karar, bütün bu nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 09.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.