MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar, arasındaki tapu iptali tescil veya tazminat davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 20.11.2009 gün ve 2009/12331-13253 sayılı ilamı ile temyiz isteminin süreden reddedilmesine karar verilmişti. Süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 31.07.2006 tarihli yapı ortaklığına kabul sözleşmesi nedeni ile ödenmeyen bir kısım borcun varlığı tespit edilirse bunun da depo edilmesi koşuluyla tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek tazminat taleplerine ilişkindir.
Davalı, davacının ödemesi gereken borcunu ödediği takdirde bağımsız bölüm mülkiyetini davacıya verileceğini belirtmiştir.
Mahkemece, harici satışa değer tanınamayacağından tapu iptali tescil istemi reddedilmiş, ikinci kademedeki tazminat istemi hüküm altına alınmıştır.
Hükmü, davacı temyiz etmiş, temyiz istemi Dairemizin 20.11.2009 tarihli ilamı ile süre yönünden reddedilmiş, davacı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dairemizin geri çevirme kararından sonra mahkemece düzenlenen inceleme tutanağından kararın 20.07.2009 tarihinde tebliğ edildiği, hükmün aynı tarihte temyiz edildiği anlaşılmakla, temyiz istemi süresinde yapıldığından Dairemizin 20.11.2009 tarihli, 2009/12331-13253 sayılı ilamının kaldırılmasına karar verildikten sonra dosya içerisindeki bütün kağıtlar incelendi.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden, davalının aynı zamanda arsa sahibi sıfatıyla maliki olduğu 530 sayılı parsel üzerine inşaat yaptığı, yapmakta olduğu inşaata yapı ortaklığı modeliyle üçüncü kişileri dahil ettiği, bu şekilde sağladığı finansla inşaatı yürüttüğü, bu arada (A) bloktaki (4) numaralı bağımsız bölüm için davacıyı ortaklığa dahil ettiği anlaşılmaktadır. Tekrar vurgulamak gerekirse davacı, hem arsa sahibi hem de yüklenici sıfatını taşımaktadır.
Gerçekten, Türk Medeni Kanununun 706. Borçlar Kanununun 213., 2644 sayılı Tapu Kanununun 26.maddeleri hükümleri gereğince tapuda kayıtlı bir taşınmaz satışının hüküm ve sonuç meydana getirmesi için sözleşmenin resmi biçim koşuluna uyularak yapılması zorunlu ise de 30.09.1988 tarihli ve 2/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararının sonuç bölümünde vurgulandığı üzere tapuda kayıtlı bir taşınmaz mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak yasanın öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davasının kural olarak kabul edilemeyeceği, bununla birlikte Kat Mülkiyeti Kanununa tabi olmak üzere yapımına başlanan taşınmazdan bağımsız bölüm satımına ilişkin geçerli bir sözleşme olmadan tarafların bağımsız bölüm satımında anlaşarak alıcının tüm borçlarını eda etmesi ve satıcının da bağımsız bölümü teslim ederek alıcının onu malik gibi kullanmasına rağmen, satıcının tapuda mülkiyetin devrine yanaşmaması halinde olayın özelliğine göre hakimin Türk Medeni Kanununun 2.maddesini gözeterek tescil davasını kabul edebileceği ilkesi benimsenmiştir. Kaldı ki davalı, aynı zamanda yüklenici de olduğundan, Borçlar Kanununun 162. ve 163.maddeleri gereğince yazılı yapılmak koşuluyla davacıya temlik işleminde de bulunabilir. Yapılan bu saptamalara göre, davacının tescil isteği ile açtığı eldeki davanın değerlendirilmesi gerekir.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, yerinde keşif yapılarak ve taşınmaza ait tasdikli projelerden yararlanılarak taşınmazda kat ittifakı kurulacakmış gibi her bir bağımsız bölüme dağıtılacak arsa paylarını inşaatçı ve mimar bilirkişilere hesaplatmak, bu hesaplama sonucu dava konusu taşınmaza isabet edecek arsa payını bulmak, bu arada taraflardan 31.07.2006 tarihli sözleşme uyarınca alacak ve borçlarına ilişkin delillerini isteyip toplamak, davacıdan ödemelerini sormak, davacının ödemesi gereken bir kısım borç olduğu tespit edilirse bunu davalıya ödenmek üzere depo ettirmek, bunlardan sonra hesaplanacak arsa payını davalının arsa payından düşerek davacı adına tescil etmek olmalıdır.
Açıklanan hususlar bir yana bırakılarak, davacının tescil talebinin reddi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Dairemizin 20.11.2009 tarih, 2009/12331-13253 sayılı ilamının kaldırılmasına, temyiz olunan kararın BOZULMASINA, peşin yatırılan karar düzeltme harcının iadesine, 29.04.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.