MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 13.10.1994 gününde verilen dilekçe ile gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 08.11.2007 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 29.11.2011 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av.... geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 29.12.1976 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı 47 sayılı parselin satış vaadine konu 2000 m2’sinin ifrazen tescili, olmadığı takdirde paylı tescil istemlerine ilişkindir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Davada dayanılan 29.12.1976 tarihli satış vaadi sözleşmesi 2644 sayılı Tapu Kanununun 26.maddesinde yapılan değişiklikten yararlanılarak 01.06.1983 tarihinde tapuya şerh edilmiştir. Şerhten amaç, ilişkin bulunduğu hukuki durumu kayda sonradan malik olanlara da ileri sürebilir hale getirmek, hukuki duruma aleniyet kazandırmaktır. Denilebilir ki, bu yönüyle şerh taşınmazın şerhten sonraki malikleri üzerinde de bir bakıma ayni etki gösterir. Dolayısıyla, şerhten sonra taşınmazı kazanan malikler şerh sahibi vaat alacaklısına karşı iyiniyet savunmasında bulunamazlar.
Gerçekten, Tapu Kanunu m.26’da “şerhten itibaren 5 yıl içinde satış yapılamaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse, iş bu şerh tapu sicil müdürü veya memuru tarafından resen terkin olunur” hükmü bulunmaktadır. Fakat bu hüküm, sözleşmenin tapuya şerhinden itibaren 5 yıl içinde esas satış akdi yapılmazsa, bu şerhi tapu sicil müdürü veya memurunun re’sen terkin edeceği anlamına gelmez. Beş yıl geçtikten sonra terkin işlemi de ancak Tapu Sicil Tüzüğünün 78/4.maddesi gereğince taşınmaz mal malikinin istemi ile yapılabilir. Nitekim, benzeri bir düzenleme de Türk Medeni Kanununun 1027.maddesinde yer almış, anılan hükümde tapu memurunun, ancak basit yazı yanlışlıklarını tüzük kuralı uyarınca re’sen düzeltebileceği, bunun dışındaki her türlü düzeltme, eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılabilmesinin ilgililerin yazılı rızaları gerektiği, tapu sicilindeki her türlü yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla son verilebileceği kuralı getirilmiştir. Diğer taraftan, tapuda şerhe ilişkin bir hüküm olmasa da satış vaadi sözleşmesine dayanan taraf sonradan kayda malik olan kişinin kötüniyetli olduğunu kanıtlamak suretiyle her zaman satış vaadi sözleşmesine dayanarak dava açabilir.
Bütün bu açıklamalardan sonra mahkemece yapılması gereken iş, davacının 17.07.2003 tarihli dilekçesiyle 1086 HUMK’nun 186. (6100 sayılı HMK m.125) maddelerine göre işlem yaparak davayı yönelttiği Mustafa Akar, İlhan Şahin ve Mehmet Atalay’ın davada taraf olmalarını sağlamak, savunma delillerini toplamak, çekişmenin esasını inceleyerek hükme bağlamak olmalıdır.
Değinilen yönler bir yana bırakılarak istemin yazılı olduğu şekilde reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 825,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 29.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy