MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 12.06.2009 gününde verilen dilekçe ile tapuda vakıf şerhinin kaldırılması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 21.04.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... İdaresi vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 20 sayılı parselin tapu kaydına 16.12.1992 tarihinde işlenen “İcareteynli ve mukataalı vakıf” şerhinin terkini istemiyle açılmıştır.
Davalı, 20 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydına işaretlenen vakfın sahih vakıf olduğunu, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kabul edilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden, 20 sayılı parselin kadastro işleminin 10.01.1982 tarihinde kayda şerh işlenmeden kesinleştiği anlaşılmaktadır. Kayıttaki “İcareteynli ve mukataalı vakıf” şerhi sonradan 16.12.1992 tarihinde tek taraflı olarak düşülmüştür. Türk Medeni Kanununun 1027.maddesi uyarınca ilgililerin yazılı rızaları olmadıkça tapu memuru tapu sicilindeki düzeltmeyi ancak mahkeme kararıyla yapabilir. Dolayısıyla, kayda sonradan tek taraflı olarak işlenen şerh yasanın açıklanan hükmüne uygun değildir. Davanın kabulü bu nedenle doğru, davalının diğer temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak;
Dava konusu taşınmazda davacı ...’ın 1/3 payı bulunmaktadır. Diğer paylar dava dışı kişilere aittir. Kısaca taşınmaz paylı mülkiyet rejimine tabidir.
Türk Medeni Kanununun 688.maddesinde paylı mülkiyet “birden çok kimsenin maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla malik olmaları” şeklinde ifade edilmiştir. Paylı mülkiyette, mülkiyet hakkına sahip birden ziyade kişi olmasına rağmen eşya üzerinde tek bir mülkiyet hakkı mevcuttur. Eşya üzerindeki bu tek mülkiyet hakkı malikler arasında bir paylı mülkiyet birliğini meydana getirir. Her paydaş mülkiyet hakkının belli bir payına sahip olur ve her paydaş diğerinden bağımsız ayrıca tasarrufi işlemlerde bulunabilir.
Dolayısıyla somut olayda, bir paydaşın temsilen diğer paydaşların menfaatini koruması durumu söz konusu edilemez. Bundan dolayı da mahkemece sadece dava açan paydaşın payındaki vakıf şerhinin kaldırılmasıyla yetinilmelidir.
Değinilen yönün gözardı edilmesi doğru olmadığından, karar bu nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 04.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy