MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 01.02.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil intifa hakkına elatmanın önlenmesi ve muhdesatın aidiyetinin tespiti istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; tapu iptali ve tescil isteminin reddine, diğer istemlerin önceki ilamla kesinleştiğinden karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 30.03.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, ..., tevhit ile 3344 parsel sayısını alan 2037 ve 2038 parsel sayılı taşınmazları davalılar ile birlikte satın aldıklarını, kendisine ait 1/3 payın da davalılar adına tescil edildiğini, bu hususun davalılar ile düzenledikleri “Arsa sahipleri arasında yapılan protokol”de de yer aldığını ileri sürerek tapu iptal tescil isteğinde bulunmuş, ayrıca taşınmaz üzerinde bulunan 3 numaralı binanın kendisine ait olduğunun tespitini istemiştir.
Yine davacı ... ile ... 3344 parsel sayılı taşınmaz üzerinde intifa hakkı sahibi olduklarını, davalıların intifa haklarını kullanmalarını engellediğini iddia ile elatmanın önlenmesi talebinde bulunmuşlardır.
Davalılar, davacı ...’ın taşınmazda 1/3 pay sahibi olduğunu ancak kendisine yasal engeller nedeniyle tapuyu veremediklerini, bu nedenle intifa hakkı tesis ettiklerini, davacının taşınmazın kullanımına ilişkin anlaşmaları ihlal ettiğini, anlaşmaya uyar ise tapuyu devredeceklerini savunmuşlardır.
Mahkemece, intifa hakkına elatmanın önlenmesi ve taşınmaz üzerindeki 3 numaralı binanın ...’a ait olduğunun tespitine, tapu iptali ve tescil isteğinin ise mülkiyet hakkının geçirilmesine ilişkin sözleşmelerin resmi şekilde yapılmadığı gerektiği gerekçesiyle reddine dair verilen karar Dairemizce özetle “...davacının dayandığı belgelerin, inanç anlaşması niteliğinde olduğu
kuşkusuzdur. Davacı iddiasını 05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi yazılı belge ile de kanıtlamıştır. Hal böyle olunca da mahkemece, protokol hükümleri de nazara alınarak 3194 sayılı İmar Kanununun 18/son maddesi gözetilerek dava konusu taşınmazda 1/3 payın tapusunun iptali ile davacı adına tescilinin mümkün olup olmadığı hususu üzerinde durulmak suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, yazılı nedenlerle davanın reddi doğru olmamıştır...” gerekçesi ile bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak tapu iptali ve tescil isteminin hisse tescilinin 3194 sayılı Yasanın 18/son maddesi hükmüne aykırılık teşkil edeceği gerekçesi ile reddine, mahkemenin 20.06.2007 tarihli, 2006/21E. 2007/155 K. sayılı ilamı ile meni müdahale ve mülkiyet tespiti davasına dair verilen karar 28.11.2008 tarihinde kesinleştiği anlaşıldığından bu hususta yeniden karar tesisine yer olmadığına karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Mahkeme kararlarında ve hükmün sonuç kısmında nelerin yazılacağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297.maddesinde belirtilmiştir. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır, hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini ve ifa kabiliyetini yitirir.
Bozma kararından sonra bozmaya uyularak verilen hüküm yeni bir hükümdür. Bozmaya uyularak tesis edilen hükmün, tüm istekleri karşılar şekilde yeniden yazılması gerekir. Mahkemece bu yön gözetilmeden, hükmün diğer yönlerinin kesinleşmiş olduğundan bahisle “aynı konuda yeniden karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde hüküm kurulması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 04.10.2011 tarihinde oy birliği ile karar verildi.