(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 167, 213) (2644 S. K. m. 26) (1512 S. K. m. 60)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 8.2.2008 gününde verilen dilekçeyle tapu iptali ve tescil veya tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; tapu iptali ve tescil isteminin kabulüne dair verilen 1.2.2011 tarihli hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı D. K. vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 28.6.2011 günü mürafaa icrasından sonra dosyada görülen eksiklik sebebiyle evrak mahalline iade edilmiştir. Anılan eksikliğin giderilmesinden sonra dosya tekrar Dairemize gönderilmiş olmakla içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, yüklenicinin temliki işlemine dayalı tapu iptali tescil, 2. kademedeki istek ise yükleniciye yapılan ödeme tutarı 30.000 TL.nin tahsili istemlerine ilişkindir. Davalı arsa sahibi davaya yanıt vermemiş, diğer davalı yüklenici mirasçılarından P. sözleşmenin geçerli sonuç doğurmayacağını, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacının ilk kademedeki istemi kabul edilmiş, 7. sayılı parseldeki 3. kat 5 numaralı bağımsız bölümün tapu kaydının iptaliyle davacı adına tesciline karar verilmiştir. Hükmü davalı arsa sahibi D. K. temyiz etmiştir.
Davacı davada yüklenicinin yaptığı adi yazılı tarihsiz temlik işlemine dayanmıştır. Bir tanımlama yapmak gerekirse alacağın temliki alacaklı (yüklenici) ile onu devralan üçüncü kişi (davacı) arasında borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen ve sadece kazandırıcı bir tasarruf işlemi niteliğini taşıyan şekle bağlı bir akittir. Alacağın temlikinden söz edebilmek için hiç kuşkusuz orta yerde geçerli bir alacağın varlığı bulunmalıdır. Somut olay bakımından, geçerli alacağın varlığı demek davalılar arasında arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin bulunması bu sözleşmeyle yüklenicinin arsa sahibinin maliki olduğu bir arazi üzerine sözleşmeye fen ve amaca uygun bir bina yapıp ona teslim etmesi bu şekilde şahsi bir hak kazanması kazanacağı bu hakkını 3. bir kişiye devretmesi demektir. Kısaca vurgulamak gerekirse arsa sahibiyle yüklenici arasında arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi olmadan ve bu sözleşmenin varlığı ve sözleşme uyarınca edimlerin yerine getirildiği kanıtlanmadan arsa sahibinden ifa istenemez.
Burada üzerinde durulması diğer bir husus da; arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmelerinin hukuki niteliğidir. Gerçekten bu sözleşmelerle yüklenici bir bina yapım işini üstlenmekte yüklenicinin finansını sağlayarak yapacağı bu binaya karşılık arsa sahibi de ona arsa payı mülkiyetini geçirmektedir. Bu niteliği gereği arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmeleri iki tipli karma sözleşmelerdir. Burada eser sözleşmesinin konusu olan inşaat yapma edimiyle gayrimenkul satım sözleşmesindeki mülkiyet nakli edimi bir araya gelmektedir. Eser sözleşmesine dair sözleşme bir şekle bağlı olmasa da arsa sahibi taşınmazdaki bir bölüm mülkiyeti eser bedeli olarak yükleniciye geçirmek zorunda olduğundan sözleşmenin Türk Medeni Kanununun 706, B.K.nun 213 ve Tapu Kanununun 26 ile Noterlik Kanununun 60. maddeleri uyarınca tapu sicil müdürlüğünde veya noterlerce düzenleme şeklinde yapılması zorunludur. Kanun sözleşmenin geçerliliği (sıhhati) için resmi şekil aradığından emredici kural gereği istisnalar dışında olsa dahi adi yazılı sözleşme geçersizdir, davalılar arasında yapılan böyle bir sözleşmenin varlığı yöntemince kanıtlanmadan davacı yüklenicinin temliki işlemine dayanarak davalı arsa sahibini mülkiyet aktarımına zorlayamaz. Zira B.K.nun 167. maddesi gereğince borçlu (arsa sahibi) temlik işlemine vakıf olup kendisinden edim talebinde bulunulunca temlik edene (yükleniciye) haiz olduğu bütün defileri temellük eden (davacı üçüncü kişiye karşı) da ileri sürer hale gelir.
Bütün bu anlatılanlardan sonra mahkemece yapılması gereken iş; taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi yöntemine uygun kanıtlanamadığından, davacının tapu iptali ve tescil isteminin reddine karar vermek, 2. kademedeki istemi inceleyerek bir hükme bağlamak olmalıdır.
Mahkemece delillerin yanlış değerlendirilmesi sonucu istek yazılı olduğu şekilde hüküm altına alındığından karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, 825.00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak D. K.'e verilmesine, peşin yatırılan temyiz harcının istenmesi halinde yatırana iadesine, 06.12.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy