MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 02.07.2003 gününde verilen dilekçe ile imar uygulamasının mahkeme kararı ile iptali nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, 25.01.2006 tarihli ıslah dilekçesinde ise Türk Medeni Kanununun 724.maddesine dayalı temliken tescil; birleşen davada ise davacı ... tarafından 18.07.2003 tarihli dilekçe ile davalılar ... VD aleyhine elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; asıl davanın iptal edilmediğinden reddine, birleşen davanın kabulüne dair verilen 13.05.2008 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi asıl dava davacısı/birleşen dava davalısı ... vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 04.10.2011 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı-davalı vekili Av.... geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen tarafın sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, ikinci imar uygulamasıyla davalı ...’nun maliki olduğu 2250 ada 9 parsel sayılı taşınmazdaki binanın kendisine ait bulunduğunu, bu parselin evveliyatının 965 sayılı parselden geldiğini, burada 185/8120 payı bulunduğunu, yapının imar uygulaması sonucu davalının 9 sayılı parseli üzerinde kaldığını, kendi payına karşılık 480 ada 16 sayılı parselin verildiğini, yapı sebebiyle Türk Medeni Kanununun 724.maddesi gereğince tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı kayıt maliki ..., taşınmaza 26.11.1993 tarihinde kayden malik olduğunu ve iyiniyetli olduğunu, açılan davanın reddini savunmuş, birleştirilen davasında ise çapa dayanarak elatmanın önlenmesi isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulü ile davacı ve davalı ... ile diğer davalıların elatmalarının önlenmesine karar verilmiştir.
Hükmü, asıl davanın davacısı ve davalı ... temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davacı ve davalı ...’ın asıl davaya yönelik bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Davacı ve davalı ...’ın birleştirilen men-i müdahale davasına ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemece yapılan inceleme ve araştırma, birleştirilen davada hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki:
Davacı, ikinci imar uygulaması suretiyle 2250 ada 9 sayılı parsel üzerindeki binanın bu taşınmazın öncesi olan 965 sayılı parselde paydaş iken kendisi tarafından yapıldığını, ancak ilk imar uygulaması sonucu binanın başka parsele kaydırıldığını, kendisine de 480 ada 16 sayılı parselin verildiğini ileri sürmüştür.
Alınan bilirkişi raporunda, yapının imar uygulamasından sonra meydana getirildiği bildirilmiş ise de, 22.02.2008 tarihli ek raporda binanın imar uygulamasından önce yapıldığı belirtilmiştir. Görülüyor ki, asıl ve ek raporlarda bildirilen görüşler birbirine aykırıdır. Bu hususun duraksama yaratmayacak şekilde saptanması gerekir. Zira, davacının tapu ile malik olduğu bir bina imar uygulamasından önce yapılmış ve ancak uygulama sırasında başkasına bırakılan bir parsel içerisinde kalmışsa, bina sahibi 3194 sayılı İmar Kanununun 18/9.maddesi ile kendisine tanınan hakları kullanabilir.
Gerçekten yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanununun 684/1 ve 718/2. maddelerine göre arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Bu kuralın istisnalarından birisi de 3l94 sayılı İmar Kanununun l8/9. maddesinde yer almaktadır. Anılan madde;
“Düzenleme sırasında, plan ve mevzuata göre muhafazasında mahzur bulunmayan bir yapı, ancak bir imar parseli içerisinde bırakılabilir. Tamamının veya bir kısmının plan veya mevzuat hükümlerine göre muhafazası mümkün görülmeyen yapılar ise, birden fazla imar parseline de rastlayabilir. Hisseli bir veya birkaç parsel üzerinde kalan yapıların bedelleri, ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmedikçe ve aralarında başka bir anlaşma temin edilmedikçe veya şüyuu giderilmedikçe, bu yapıların eski sahipleri tarafından kullanılmasına devam olunur” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu özel hüküm ile mütemmim cüz (ayrılmaz parça) olan yapı ile zemin arasındaki hukuki ilişki kesilmiş, bazı durumlarda yapı üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerince kullanma imkânı sağlanmış, zemin malikinin tasarruf gücü kısıtlanmıştır.
298l sayılı yasanın 3290 sayılı yasa ile değişik l0/c maddesi ile de aynı doğrultuda düzenleme yapılmıştır.
Yukarıda açıklanan yasa hükümleri ile bir kimse kendi taşınmazı üzerine mütemmim cüz (ayrılmaz parça) niteliğinde yapı inşa etmiş, imar uygulaması sonucu bu yer üçüncü kişiye ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamamış ve imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğu duyulmuştur.
Bütün bu nedenlerle taşınmazın evveliyatı ile yapılan imar uygulamalarına ait bilgiler ve imar uygulama cetvelleri ilgili idareden getirtilmeli, yerinde keşif suretiyle yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak binanın durumu öncesi itibariyle duraksamasız saptanmalı, davacı ve davalının 3194 sayılı İmar Kanununun 18/9.maddesinden yararlanıp yararlanamayacağı açıklığa kavuşturulmalı, birleşen dava bundan sonra bir hükme bağlanmalıdır.
Değinilen yönlerin gözardı edilmesi doğru olmadığından, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 825,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalı-davacı ...’ndan alınarak davacı-davalı ...’a verilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 20.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy