MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 01.12.2010 gününde verilen dilekçe ile beyanlar hanesindeki muhdesat belirtmesinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 22.12.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... Sicil Müdürlüğü vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, beyanlar hanesindeki kaydın terkini istemine ilişkindir.
Davacı, maliki olduğu 180 ada 35 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesinde yer alan "üzerindeki ev ...'ya aittir" belirtmesinin terkinini talep etmiştir.
Davalı ..., davayı kabul etmiş, Tapu Sicil Müdürlüğü ise davanın reddini savunmuş, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar davalı ... Sicil Müdürlüğü tarafından temyiz edilmiştir.
Türk Medeni Kanununun 1012. ve Tapu Sicil Tüzüğünün 60 ila 64. maddelerinde yedi bölüm olarak düzenlenen “beyanlar” gerek tescillerden, gerekse şerhlerden farklıdır. Kütüğün beyanlar hanesine işlenen kayıt, kural olarak ne bir ayni hak ihdas eder ne de şahsi bir hakkı güçlendirmeye yarar. Beyanların fonksiyonu, gayrimenkulle ilgili bazı fiili veya hukuki durumlara ya da zaten mevcut bulunan bazı haklara aleniyet sağlamaktan ibarettir.
Somut olayda; davacı dava konusu taşınmaz imar uygulaması ile dava dışı ... adına tescil edilmiş, üzerindeki evinde ...'ya ait olduğuna dair beyanlar sütununa kayıt düşülmüştür. Daha sonra taşınmazı davacı satın almış, taşınmaz üzerindeki evi de ...'dan satın aldığını, ...'nın aslında ... olduğunu, soyadının yanlış yazıldığını
ileri sürerek ... ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğünü de hasım göstererek terkin talebinde bulunmuştur.
... adına yapılan belirtme onun taşınmaz üzerindeki eve ilişkin hukuki durumu alenileştirmek amacıyla yapılmıştır. Taşınmazın geldi kayıtları incelendiğinde; 1968 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında kadastro tutanağının beyanlar sütununa "B harfli ev ... oğlu ... aittir" yazıldığı anlaşılmaktadır. Davalı ... ise ... oğlu 1962 doğumludur. Bu durumda 1968 yılında yapılan tespitte ismi geçen ...'nın ... olduğunun kabulü hayatın olağan akışına aykırıdır.
Mahkemece öncelikle ön sorun olarak ... ile ...'nın aynı kişi olup olmadığının saptanması gerekir. Bu saptama yapılmadan işin esasına girilmesi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; muhdesat belirtmesinin terkini davasının belirtme ile hak sahibi olan kişiye karşı yöneltilmesi gerekirken davada pasif dava ehliyeti bulunmayan tapu sicil müdürlüğü yönünden de davanın kabulü yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, 09.05.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy