MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 13.03.1989 gününde verilen dilekçe ile kamulaştırma bedelinin istirdadı birleşen davada 20.04.1987 tarihinde verilen dilekçe ile tapu iptali ve mera olarak sınırlandırma istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle reddine dair verilen 12.04.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine, 1989/247 Esas sayılı dava dosyasında davalı adına tespit ve tescil edilen 159 parsel sayılı taşınmazı kamulaştırdığını, oysa bu taşınmazın mera olduğunu, kamulaştırma sebebiyle davalıya yapılan ödemenin nedensiz kaldığını, kamulaştırma bedelinin istirdadını, bu dava dosyası ile birleştirilen mahkemenin 1989/248 Esasında kayıtlı davada ise 153 ila 170 parsel sayılı taşınmazların gayrı sabit sınırlı tapu kaydı ile 5.951.500 metrekare olarak tespit ve tescil edildiğini, miktar fazlasının meradan kazanıldığını, taşınmazlara revizyon gören tapunun miktarı olan 1.478.838 metrekare dışındaki yerler mera olduğundan bunlara ilişkin tapu kayıtlarının iptali ile taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükmü davacı Hazine vekili temyiz etmiş, karar dairemizin 26.07.2010 tarihli ilamıyla ve ilamda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyulmuş, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesinin 3. fıkrasındaki on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü,davacı temyiz etmiştir.
25.02.2009 tarihinde kabul edilerek 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Kanunun 2. maddesi ile, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesinin 3.fıkrasına “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” şeklinde ekleme yapılmıştır.
Aynı Kanunun 3. maddesi ile 3402 Sayılı Kadastro Kanununa eklenen Geçici 10. madde ise “Bu Kanunun 12. maddesinin 3.fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır” kuralını getirmiştir.
Ancak, 5841 Sayılı Kanunun 2. maddesi ile; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesinin 3.fıkrasına eklenen “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” cümlesinde yer alan "...iddia ve taşınmazın niteliğine" ibaresi ve 3. madde ile 3402 sayılı Kanuna eklenen “Geçici 10. madde” Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 günlü ve E.2009/31, K. 2011/77 sayılı Kararı ile iptal edildiğinden Hazine’nin mera (yayla) iddiasıyla açtığı iptal ve sınırlandırma davaları on yıllık hak düşürücü sürenin dışında bırakılmıştır.
Bilindiği üzere usuli kazanılmış hak mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri yararına diğerinin ise aleyhine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hak olarak tanımlanmaktadır. Yargıtay bozma ilamına uyulmakla hüküm yararına bozulan kişi açısından usuli kazanılmış hak meydana getirirse de kanunda yapılan değişiklik bu kuralın istisnasını teşkil eder. Kısaca, Dairemizin bozma ilamına uyulması yasada yapılan değişiklik ve sonrasında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sebebi ile davalı yararına usuli kazanılmış hak doğurmaz.
Hal böyle olunca, Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen iptal kararı göz önüne alınarak çekişmenin esasının incelenmesi gerekirken, davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 19.9.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.