MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 06.02.2012 gününde verilen dilekçe ile önalım hakkı nedeniyle tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 23.05.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, önalım hakkı nedeniyle tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davacının 61117 ada 8 parsel sayılı taşınmazda paydaş bulunduğunu, taşınmazın diğer paydaşlarından ...'ın 166/1849 payını 17.05.2010 tarihinde davalıya satarak devrettiğini, satışın noter vasıtası ile davacıya bildirilmediğini öne sürerek davalı adına kayıtlı payın iptali ile davacı adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Davalı vekili, dava konusu taşınmazın fiilen taksim edildiğini, her paydaşın fiili taksime uygun şekilde kullandığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, fiili taksim nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında paylaşılıp her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK'nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Kötü niyet iddiası
14.02.1951 gün ve 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir. Davalı taraf eylemli paylaşma iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Davalı eylemli paylaşma savunmasını tanık dahil her türlü delil ile kanıtlayabilir.
Somut olayda, dava konusu taşınmaz 28.04.2006 tarihinde 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi hükmü uyarınca yapılan imar uygulaması sonucu oluşmuş, davalı dava konusu payı 17.05.2010 tarihinde satın almıştır. Davalı dava konusu taşınmazın fiilen taksim edildiğini, her bir paydaşın kendi yerini kullandığını savunmuştur. Taşınmazlara ilişkin uyuşmazlıklarda tanıkların kural olarak keşif mahallinde dinlenilmesi ve beyanlarında gösterdikleri yerlerin bilirkişi tarafından hazırlanacak krokide işaretlenerek denetim imkanı sağlanması gerekir. Mahkemece, fiili taksim iddiası ile ilgili olarak mahallinde keşif yapılmış ise de taraf tanıkları keşif yerinde dinlenmemiş, duruşma da dinlenmiştir. Bu nedenle bilirkişi raporuna ekli krokiden tanık beyanlarını denetlemek mümkün olmamış, davacının ve davalıya pay satan kişinin zeminde ayrı ayrı kullandıkları yer olup olmadığı anlaşılamamıştır.
Bu durumda mahkemece mahallinde yeniden keşif yapılarak taraf tanıklarından davacı ve davalıya pay satan ... tarafından ayrı ayrı kullanıldığını söyledikleri yerleri taşınmaz üzerinde göstermelerinin istenmesi, göstermeleri halinde uzman fen bilirkişiden fiili kullanım hususunu gösterir krokili denetime elverişli rapor alınması, eylemli paylaşım olup olmadığı tespit edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 16.09.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.