MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.04.2008 gününde verilen dilekçe ile meranın aidiyetinin tespiti ve elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 11.12.2012 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı köy vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 09.07.2013 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı köy vekili Av....ile karşı taraftan davalı köy vekili Av. ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen tarafların sözlü açıklamaları dinlendi duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı köy, dava konusu 202 ada 1 parsel ile 196 ada 8 parsel numaralı taşınmazların kadim meraları olduğunu ileri sürerek meraların aidiyetinin tespiti ve elatmanın önlenmesi isteminde bulunmuştur.
Davalı köy, dava konusu meralara ilişkin İspir Kadastro Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz davası bulunduğunu, taşınmazların köylerine ait mera olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı köy vekili temyiz etmiştir.
Mera, bir veya birden fazla köy ve kasaba halkına, bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera, yaylak ve kışlaklar, özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanmaz, sınırları daraltılamaz (4342 sayılı Mera Kanunu m.3-4)
31.5.1965 tarihli ve 4/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile “...tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı...” öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Mera, yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmasında ileri sürdükleri kayıtların tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun araştırılması, gerektiğinde köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığından sorulması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan, yansız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy ya da kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir.
Mahkemece yapılacak keşifte, tahsise dayanılıyorsa, tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun, çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak, uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Dava konusu taşınmazlar kadastro çalışmaları sonucu mera olarak sınırlandırılmıştır. Taşınmazlara ilişkin olarak 4342 sayılı Mera Kanununda belirtilen anlamda mera komisyonu tahsis kararı mevcut olmayıp, kadastro çalışmaları sırasında 13.03.2006 tarihli ve 17 sayılı İspir Kadastro Komisyonu kararına istinaden tespit yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle mahkemece davacı köyün kadimlik iddiası ve buna ilişkin delilleri incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, dava konusu taşınmazlara ilişkin tahsis kararı varmış gibi değerlendirme yapılarak hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.
Ayrıca, Tapu Sicil Müdürlüğünün dosya içerisindeki 13.05.2008 tarihli yazısından İspir Kadastro Mahkemesinin 2006/189-190 ve 191 Esas numaralarında dava konusu taşınmazlara ilişkin kadastro tespitine itiraz davalarının derdest olduğu anlaşılmaktadır. Bu davalar nedeniyle taşınmazların mülkiyeti (mera niteliği) dava konusu olduğundan, kadastro tespitine itiraz davalarının sonucu beklenilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru görülmemiştir.
Hükmün açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 990 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalı köyden alınarak davacı köye verilmesine 09.07.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy