MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 16.09.2011 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 20.02.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, davalılar murisi ...’ün maliki olduğu 41861 ada 11 parsel sayılı taşınmaza yapılacak binada kendisine düşecek bağımsız bölümlerden bir tanesini 26.09.1994 tarihli harici satış sözleşmesi ile kendisine satmayı vaad ettiğini, taşınmaza 03.11.2010 tarihli arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi uyarınca dava dışı yüklenici tarafından bina yapıldığını ileri sürerek, davalılara ait 8 numaralı bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalılar, adi yazılı satış sözleşmesinin geçerli olmadığını, murislerinin okuma yazmasının bulunmadığını savunmuşlardır.
Mahkemece, davacı ile davalılar murisi arasında 26.09.1994 tarihli sözleşme ile kurulan ilişkinin inançlı işlem niteliğinde olduğu, Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü uyarınca ifa imkânının doğduğu tarihten itibaren 10 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
Somut olayda, davacı 26.09.1994 tarihli sözleşme ile kendisine ait bir hakkı sonradan kendisine devredilmek üzere davalılar murisine devri söz konusu olmadığından taraflar arasında yukarıda açıklandığı şekilde bir inançlı sözleşmenin varlığından söz edilemez.
Borçlar Kanununun 22. maddesi ile Türk Medeni Kanununun 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca satış vaadi sözleşmeleri noter önünde re’en düzenlenmesi gerekir. 26.09.1994 tarihli sözleşme noter önünde re’en düzenlenmediğinden anılan sözleşmeye dayanılarak mülkiyet nakli istenemez. Davanın bu gerekçe ile reddi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi doğru değil ise de hüküm sonucu esas bakımından usul ve kanuna uygun olduğundan HUMK’nın 438/son maddesi gereğince hükmün gerekçesinin değiştirilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün gerekçesinin yukarıdaki şekilde DEĞİŞTİRİLEREK DÜZELTİLMİŞ bu gerekçe ile ONANMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine 03.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy