MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 12.08.2010 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 25.01.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, maliki oldukları 104 ada 49, 50 ve 52 parsel sayılı taşınmazlarını önceden beri dava konusu olan 104 ada 53 parsel sayılı taşınmazdan çıkan su ile suladıklarını, davalıların suyu kullanmalarına engel olduklarını belirterek davalıların suya elatmalarının önlenmesini ve sudan kulanım hakkı verilmesini istemişlerdir.
Davalılar vekili, dava konusu suyun kendi taşınmazlarından çıktığını, özel su olduğunu, sadece kendi ihtiyaçlarına karşıladığını ileri sürerek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece davanın kabulü ile davalıların suya müdahalelerinin önlenmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar vekili temyiz etmşitir.
1- Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş ve reddi gerekmiştir.
2-Türk Medeni Kanununun 756. maddesine göre; kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyeti ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabileceği belirtilmiştir.
Gerçek kaynağın suyu bir akiferden gelir. Su çıkışı bir noktadan veya bir alandan olabilir. Bu alana kaynak alanı denir. Kaynak, yer altı suyunun doğal olarak yeryüzüne çıkması halidir.
Kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular yararlanabilir.
Uygulamada kaynak; “yer altı suyunun üst düzeyinin yer yüzeyini kestiği yer” olarak tanımlanmaktadır. Yer altı suyu doğal yoldan yeryüzüne çıkmamış, drenaj vs. yollarla çıkarılmış ise, kaynak olarak değil, drenaj veya kuyu vs. isimlerle anılır. Bu şekilde insan eliyle çıkarılan sular, yer altı suyu olarak kabul edilir.
Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz (TMK.md.756/3).
Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmayan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20. maddede sözü geçen tüzükte belirtilir (167 Sayılı Yer Altı Suları Kanunu 1-6. madde).
Somut olayda, davaya konu kaynak davalı ...'ın maliki olduğu 104 ada 53 parsel sayılı taşınmazdan çıktığı 09.11.2012 havale tarihli Jeoloji bilirkişi raporuna göre 0,5lt/sn debili bu suyun genel su niteliğinde olduğu tespit edilmiştir. 09.11.2012 tarihli fen bilirkişi raporunda ise dava konusu suyun güney batısında bulunan davacılara ait 49, 50 ve 52 parsel sayılı taşınmazlar ile güney doğusunda bulunan 56 ve 58 parsel sayılı taşınmazlar yönünde arklarla taşınmazların sulandığı gösterilmiştir.17.10.2012 tarihli ziraat bilirkişi raporunda ise dava konusu suyun tarafların ihtiyacından fazla olduğu belirtilmiştir.
Bu durumda suların az olduğu dönemde ziraat ve jeoloji bilirkişi eşliğinde keşif yapılarak dava konusu suyun öteden beri yararlanma şekli ve sudan yararlanma da öncelik hakkı bulunanlar dikkate alınıp, taraflar arasındaki nizayı kesin olarak çözümler nitelikte ortak yararlanmayı ve paylaşımı öngören su rejimi kurulmasına karar verilmesi gerekirken bu hususta karar verilememesi doğru görülmediğinden, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, (1) numaralı bentte yazılı nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 31.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy