MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 24.05.2010 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 05.02.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, ... Köyü ... mevkindeki su kaynağı ile kadimden beri arklarla aynı mevkide bulunan taşınmazlarını suladıklarını, davalının kadim kullanmayı bozacak şekilde suyu borularla 224 ada 1 parsel sayılı taşınmazına götürdüğünü belirterek davalının suya elatmasının önlenmesini istemiştir.
Davalı, dava konusu su kaynağı ile suladığı aynı mevkideki taşınmazının kadastro çalışmalarında orman parseli olarak tespit edilmesi üzerine orman parseline gelen suyu 224 ada 1 parsel sayılı taşınmazının sulanmasında kullandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 756. maddesine göre; kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyetinin ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabileceği belirtilmiştir.
Gerçek kaynağın suyu bir akiferden gelir. Su çıkışı bir noktadan veya bir alandan olabilir. Bu alana kaynak alanı denir. Kaynak, yeraltı suyunun doğal olarak yeryüzüne çıkması halidir.
Kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular yararlanabilir.
Uygulamada kaynak; “yeraltı suyunun üst düzeyinin yer yüzeyini kestiği yer” olarak tanımlanmaktadır. Yeraltı suyu doğal yoldan yeryüzüne çıkmamış, drenaj vs. yollarla çıkarılmış ise, kaynak olarak değil, drenaj veya kuyu vs. isimlerle anılır. Bu şekilde insan eliyle çıkarılan sular, yeraltı suyu olarak kabul edilir.
Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz (TMK.md.756/3).
Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmayan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20. maddede sözü geçen tüzükte belirtilir (167 Sayılı Yeraltı Suları Kanunu 1-6. madde).
Somut olayda; dava konusu ... mevkindeki su kaynağı ile aynı mevkideki taşınmazların kadim arklarla sulandığı mahalli bilirkişi beyanları ve tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. Davalının aynı mevkide zilyetliğinde bulunan ve bu su ile suladığı taşınmazı kadastro çalışmalarında orman vasfı ile 101 ada 1 parsel olarak tespit edilmiş bunun üzerine davalı bu taşınmaza kadim arkla gelen suyu borularla daha önce bu su ile hiç sulanmayan 224 ada 1 parsel sayılı taşınmazına götürmüştür. Bu durumda mahkemece, davalının dava konusu suyun kadim kullanma şeklini bozacak şekilde müdahalesi sabit olduğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekili temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 08.11.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.