MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 30.10.2013 gününde verilen dilekçe ile önalım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 07.01.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_ K A R A R _
Dava, önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davalılar, dava konusu 878 ve 37 parsel sayılı taşınmazlarda fiili taksminin bulunduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar vekili temyiz etmiştir.
Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK'nın 2. maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmaz. Kötüniyet iddiası 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.
Somut olaya gelince; Dava konusu 37 ve 878 parsel sayılı taşınmazlar için davalılar fiili taksim iddiasında bulunduğundan mahkemece keşif yapılmış, keşifte dinlenen tanıklar, keşif sonucu alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
1- Dava konusu 37 parsel sayılı taşınmazda; mahkemece 23.06.2014 tarihinde yapılan keşif, keşif sonucu alınan 03.07.2014 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazların 6 parça şeklinde kullanıldığı ve parçalar arasında belirgin sınırların olduğu belirtildiğinden, taşınmazın kimler tarafından kullanıldığı tespit edilerek davalının fiili taksim savunması konusunda tüm delilleri değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.
2- Dava konusu 878 parsel sayılı taşınmazda; mahkemece 23.06.2014 tarihinde yapılan keşifte dinlenen tanıklar, dava konusu taşınmazın taraflar arasında yıllar önce paylaşıldığını, fiili sınırlar oluştuğunu, dava konusu payın önceki kullanıcılarına vekaleten yerin Miyase Ceylan tarafından kullanıldığını taksim yapıldıktan sonra kendisine düşen payını davalılara sattığını beyan etmişlerdir. 26.09.2013 tarihli resmi senetin incelenmesinde de önceki bir kısım paydaşlara vekaleten satışın Miyase Ceylan tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılan keşif sonucu alınan 03.07.2014 tarihli bilirkişi raporunda da dava konusu taşınmazın dört parça halinde kullanıldığı davacının da mısır ekili alanının bulunduğu belirtilmiştir. Bu durumda dinlenen tanık beyanları ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu taşınmazda taksim yapıldığı, davacı ve davalıların kullandığı ayrı ayrı yerlerin olduğu sabittir. Bu itibarla mahkemece, dava konusu 878 parsel sayılı taşınmazın fiilen taksim edilmiş olduğu gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir. Hükmün açıklanan nedenlere göre bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlere göre davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.12.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.