(5237 S. K. m. 53, 109, 234) (4721 S. K. m. 282, 337)
Dava: Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçlarından sanık M.'in yapılan yargılaması sonunda; atılı suçlardan mahkumiyetine dair Kahramanmaraş 2. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 01.05.2008 gün ve 2006/624 Esas, 2008/366 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Mahkemece, sanık hakkında hükmedilen hapis cezalarıyla ilgili olarak ayrıca TCK.nın 53/1-2-3. maddesinin uygulanmasına karar verildiğinden tebliğnamenin 1 numaralı bendinde yer alan düşünceye iştirak edilmemiştir.
Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
Delillerle iddia ve savunma, duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, sanık müdafiin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,
Sanık hakkında çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan kurulan hükmün temyiz incelenmesine gelince;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Sanığın, F. ile resmi nikahlı evli olup, bu arada mağdure A.'le gayri resmi birliktelik yaşadığı ve mağdure A.'ün hamile kalıp doğum yapması sebebiyle Türk Medeni Kanununun 282/1. maddesi uyarınca anayla soybağı kurulan küçük mağdur M. ve mağdureyle birlikte nüfus müdürlüğüne giderek, Medeni Kanun hükümlerine göre çocuğu tanıma işlemini yaptıktan sonra, olay günü A.'ün annesi müştekinin evinde kalan küçük mağduru bıçak zoruyla kaçırdığının tüm dosya içeriğinden anlaşıldığı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 337/1. maddesine göre ana ve babanın evli olmaması halinde doğan çocuğun velayetinin anaya ait olduğu ve aynı Kanunun 282/2. maddesi uyarınca çocuk ile baba arasındaki soybağının ana ile evlilik yapılması, çocuğun resmi şekilde tanınması veya bu hususta mahkemece karar verilmesi ile kurulabileceğinin belirtilmesine karşılık, aynı maddede tanıma işleminin yapılmasıyla baba ile çocuk arasında kendiliğinden velayet ilişkisinin kurulacağına dair düzenleme bulunmadığı gibi, 337/2. maddesinde açık şekilde evlilik dışı ilişkiden doğan çocuğun velayeti anaya ait olmakla birlikte ananın küçük, kısıtlı veya ölmüş olması veyahutta velayetin anadan alınması hallerinde mahkeme kararıyla çocuğa vasi atanacağı veya velayetinin babaya verileceğinin düzenlenmesi karşısında, sanığın tanıma yolu ile küçük mağdurla arasında soybağı ilişkisi kurmasına karşılık, bu işleme bağlı olarak kendiliğinden mağdurun velayet hakkını da kazanmadığı, velayet hakkının kazanılabilmesi için bu konuda verilmiş mahkeme kararı bulunması gerektiği, ancak dosyada buna ilişkin verilmiş bir hukuk mahkemesi kararı bulunmadığı, yine TCK.nın 234/1. maddesindeki suçun oluşabilmesi için velayet yetkisi bulunan sanığın bu yetkisinin mahkeme kararıyla elinden alınmış olmasının ön koşul niteliği taşıması karşısında, somut olayda sanığın velayet yetkisine haiz olmadığı gibi, velayet yetkisi elinden alınan kişi de sayılmadığı göz önüne alındığında, TCK.nın 234/1. maddesinde düzenlenen suçun kanuni unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından, küçük mağdura yönelik eylemi nedeniyle TCK.nın 109/2-3a-3e-3f. madde ve fıkraları gereğince cezalandırılması yerine, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde TCK.nın 234/1-2. maddesinden hüküm kurulması,
Sonuç: Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden, kazanılmış hak saklı kalmak suretiyle hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 02.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy