(818 S. K. m. 45, 43) (5434 S. K. m. 129)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davası nedeniyle yapılan yargılama sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı 1500 liranın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine ilişkin hükmün süresi içinde davacılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşuldu:
Karar: 1 - Dava, adam ölmesinden ötürü destekten yoksun kalmaya ilişkin maddi tazminat ile manevi tazminatın ödetilmesi isteğidir. Davalı Kemal, kullandığı özel taşıt aracı ide 05.09.1975 günü Adil'e çarparak ölümüme sebebiyet vermiştir. Davacılardan Nazire, ölenin eşi ve diğerleri çocuklarıdır. Adil Emekli Sandığı'nın iştirakçilerinden iken, 04.11.1971'de emekliye ayrılmış ve olay bu tarihten yaklaşık olarak 4 yıl sonra gerçekleşmiştir. Ölenin emekli aylığından başka bir geliri bulunmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. 27.12.1976 günlü bilirkişi raporunda desteğin sağlığında almakta olduğu emekli aylığı ölümünden sonra hak sahibi bulunan davacı eşine bağlanmış olduğundan ortada bir zarar bulunmadığı belirtilmiş ve mahkemece bu rapordaki gerekçe benimsenerek maddi tazminata ilişkin davanın reddine karar verilmiştir. Davacıların temyizi üzerine Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi'nce bu karar bozulmuştur. Bozma kararında aynen (... O halde mahkemece yapılacak iş, şayet gereç olan destek sağ kalsaydı, desteklenenlere ne derece bakacak veya yardım edecek idiyse o bakım ve yardımın para ile değerinin tespitinden ve bu tutara emekli sandığının bağladığı maaşlar indirilmemeksizin aynen hükmetmekten ibarettir...) denilmektedir. Bu bozmaya karşı mahkeme eşe emekli aylığı bağlandığından ve çocukların ergin bulunduklarından söz ederek önceki kararında direnmiştir. Direnme kararının verilmesinden 3 gün sonra ise (ölenin bakmakta olduğu veya ileride bakacağı sayılan kişilerin yoksun kaldıkları zararın diğer bir değişle destekten yoksun kalıma tazminatının saptanmasında T.C. Emekli Sandığı'nca bağlanan gelirlerin indirilmemesi gerektiğine) dair Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun E. 1978/1, K. 1978/3 sayılı ve 06.03.1978 günlü kararı çıkmış ve davacıların temyizi üzerine direnme kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca içtihadı birleştirme kararından söz edilerek (Özel daire bozma kararına uyulmak gerektiği) gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkeme 30.03.1979 günlü oturumda yerinde gördüğü bozmaya uymuş ve bozma dairesinde maddi tazminatın hesaplanması için işi bilirkişiye göndermişse de, yine bilirkişinin (ölenin emekli aylığından başka bir geliri bulunmadığı ve sağlığında davacılara tahsis edebileceği miktar Emekli Sandığı'nca bağlanandan daha fazla olamayacağı) yolundaki 20.04.1979 günlü raporuna dayanarak davanın reddine karar vermiştir.
Oysa bozmaya uyulmakla davacılar yararına kazanılmış bir hak oluşmuştur. Esasen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bozmasına uyulmak zorunluluğu vardır. Her iki bozma kararı verilirken ölenin emekli bir memur olduğu, emekli aylığından başka bir geliri bulunmadığı ve ölümünden sonra emekli aylığının onun dul ve yetimlerine bağlanmış bulunduğu bilinmekte idi. Bu durumda bozma uyarınca Emekli Sandığı'nca davacılara bir aylık bağlanıp bağlanmadığı üzerinde durulmaksızın ölen Adil sağ kalsaydı almakta olduğu emekli aylığı ile davacılara ne derecede bakabilip yardım edeceğinin bu konudaki ilkelere göre para olarak değerini tespit edip bu tutara aynen hükmetmesi gerekirdi. Mahkemenin böyle yapmayıp desteğin ölümünden sonra Emekli Sandığı'nca dul ve yetimlerine bağlanmış alan aylığı esas alıp, destekten yoksun kalmaya ilişkin maddi tazminat isteğinin reddine karar vermiş olması usule ayıkırıdır.
2 - Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun yukarıda sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararının baş tarafından aralarında aykırılık bulunduğu belirtilen kararlara konu olan olaylarda ölenin haksız eylemin işlendiği günde memur olmasına karşılık, bu davaya konu olan olayda ölenin memur olmayıp emekli bulunması ters bir uygulamaya neden olamaz. Çünkü İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde aynen (... haksız eylem sonucu ölen kişi yaşamı süresince çalışmış ve maaşından düzenli olarak belirli bir miktar kesilerek sandığa yatırılmıştır. Zarar verenin bu paradan yararlanması söz konusu olamaz. O halde zarar veren, verdiği zararın tamamını açılan davada ödemelidir...) denilmektedir. Bundan çıkacak sonuç ölenin ister memur, isterse emekli olsun, haksız eylemi işleyenin verdiği zararın tamamını tazmin edeceğidir.
Öte yandan bütün sosyal sigortalarda hak sahibine ödemede bulunan ilgili kurumun ancak zarara sebebiyet verene rücu hakkının bulunması halinde bu kurumca yapılan ödemelerin denkleştirme yapılırken zarardan indirilmesi bir kural olarak benimsenmiştir. 506 sayılı Kanunda ölüm sigortasından yapılan yardımlardan dolayı kuruma rücu hakkı tanıyan bir hükme yer verilmemesi nedeniyle ölüm sigortasından hak sahiplerine bağlanan yardımların destekten yoksun kalanların zararlarından düşülmesinin mümkün olmadığını belirten Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 1977/4-1110, K. 1979/1395 sayılı ve 28.11.1979 günlü emsal nitelikteki kararı buna örnek olarak gösterilebilir. Emekli Sandığı'nın ne kendi özel kanunu ve ne de genel nitelikteki Borçlar Kanunu hükümlerine göre zararı meydana getiren kişilere karşı bir rücu hakkı vardır. Her ne kadar Emekli Sandığı Kanununun 129. maddesinin birinci fıkrasında iştirakçilerden ölenlerin dul ve yetimlerinin sebep olanlar aleyhine açacakları davaları Sandığın kovuşturmaya ve bu davalara üçüncü kişi olarak girmeğe ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkili bulunmuş ve böylece kuruma rücua benzer bir hak tanınmış ise de; aynı maddenin ikinci fıkrasında bu dava sonunda para tazminatı alınırsa bundan kovuşturma için yapılan giderlerle birlikte dul ve yetim aylığı bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı Sandık'ça alınarak varsa geri kalanının ilgililere ödeneceği hükme bağlanmıştır. İşte destekten yoksun kalma tazminatının saptanmasında Emekli Sandığı'nca bağlanan gelirlerin indirilmemesi gerektiğine dair, içtihadın dayandığı esas, sözü edilen ikinci fıkrada öngörülmüş olan bu hükümdür. O halde ölenin emekli olması halinde de aynı kural uygulanacaktır. Her ne kadar dava açılırken maddi zararın hesap biçimi gösterilmemiş ve bozmadan önce alınan bilirkişi raporuna itiraza dair 27.10.1976 günlü dilekçesinde davacılar vekili, destek sağ olsaydı emekli aylığının tam alınacağını ve onun ölümü nedeniyle 13 yıl eksik alındığını ileri sürerek istenilen maddi tazminatın bu esasa göre hesaplanması gerektiğini ileri sürmüşse de, yukarıda birinci bentte açıklandığı gibi bozmaya uyulmakla davacılar yararına oluşan kazanılmış hak karşısında tazminatın orada belirtilen esas uyarınca hesaplanması mecburiyeti doğmuştur. O halde temyiz olunan karar bu yönlerden de usul ve yasaya aykırı olduğundan bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın birinci ve ikinci bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde geri verilmesine 09.05.1980 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy