(818 S. K. m. 213) (2004 S. K. m. 198)
Dava: Taraflar arasındaki satış vaadi sözleşmesi uyarınca tescil davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen hükmün, Dairemizin 04.07.1984 gün ve 1984/584-4872 sayılı ilamiyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; dosya içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı S.... ile davalı K.... aralarında düzenlenen ve 164 parsel sayılı taşınmazın 4 milyon lira bedelle satış vaadine ilişkin 10.12.1981 gün 32291 sayılı sözleşme yasaların öngördüğü esas ve şekil koşullarını içermektedir. Satış bedelinin peşin olarak ödendiği senette yazılı olup, esasen bu konuda bir uyuşmazlık mevcut değildir. Satış vaadi şerhinin sözleşmenin yapıldığı tarihte iflas şerhinin de 04.01.1982 gününde tapu kütüğüne tescil edildiği dosyadaki yazılardan anlaşılmaktadır.
Diğer yandan davalı K. hakkında Ankara Üçüncü Ticaret Mahkemesi`nce 03.02.1982 gün 1982/862-130 sayı ile tasfiye kararı verilmiş bulunmaktadır. Eldeki hükmen tescil davası ise iflas ve tasfiyeden önce 23.12.1981 gününde açılmıştır.
İflas İdaresini temsilen sonradan, davaya giren tasfiye kurulu başkanı, 24.08.1982 günlü dilekçesinde, davacının ayni değil, şahsi hakkı bulunduğu, İcra ve İflas Kanunu`nun 198. maddesi gereğince iflasın açılması ile mevzuu para olmayan alacakların paraya çevrilip iflas masasına bu şekilde kaydolunacağını, davacının ise bunu yapmadığını, yalnızca fotokopisi mübrez ve bonoya bağlı 10.12.1982 vadeli 1.400.000 lira alacak kaydettirilmiş olduğunu ileri sürmüş ve davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar Dairemizin 04.07.1984 gün 1984/584-4872 sayılı ilamında belirtilen nedenlerle bozulmuş bu kez davacı vekili karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Dosya kapsamı ve karar düzeltme sebepleri itibariyle aşağıda yazılı hususların öncelikle belirtilmesi gerekmektedir.
1 - Kural olarak tapu kütüğüne şerhedilen kişisel haklar taşınmazı sonradan tapuda kazanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilmektedir. Profesör İsmet Sungurbey "Kişisel Hakların Tapu Kütüğüne Şerhi"ne dair Kitabının 3. sayfasında, kişisel hakların tapu kütüğüne şerhi, bu haklardan doğan istemlerin kendine vergi (sui generis) bir nesnel sağlama aracı diye nitelendirilebileceğine işaret etmiştir. Şerh ile tapu kütüğüne nesnel hakların çevresini aşan bir etki tanınmakta ve bu suretle kişisel haklar güçlendirilmektedir.
2 - İflastan önce tapu siciline şerhedilmiş ve böylece ayni hak kuvvetini kazanmış olan şahsi hakların iflasta para alacağına çevrilmesi zorunluluğu yoktur. Bu haklar ayni haklar gibi masaya ve taşınmazı devrelan üçüncü kişilere karşı aynen ileri sürülebilir. Başka bir deyimle iflas idaresi satım akti düzenlenmesi için tapu memuru huzurunda beyanda bulunmaktan kaçınırsa, alıcı iflas idaresi aleyhine dava açarak taşınmazın mülkiyetinin kendisine ait olduğuna karar verilmesini isteyebilir (Profesör Baki Kuru, İcra ve İflas
Hukuku Kitabının 657 ve 664. sayfalarından özet olarak).
3 - Yasal kurallara, Hukuk Genel Kurulu ile daire kararlarına ve yerleşmiş uygulamalara binaen, duruşma sırasında ileri sürülmeyen hususlar temyizen inceleme konusu olamaz.
Davadan sonra ve 14.01.1982 gününde yürürlüğe girmiş olan 35 sayılı Kanun Kuvvetindeki Kararname ve ekleri ile, ödeme güçlüğü içinde bulunan bankerlerin tasfiyesine Devletçe el konulmuş, bu konudaki işlemlerin süratle görülüp sonuçlandırılması amaç edinilmiştir. Tayin edilen tasfiye memurları müflis ve alacakları özellikle masayı temsil etmekte ve dolayısiyla Kamusal görev yapmaktadırlar. Ancak, anılan kararname ile İcra ve İflas Yasası hükümlerine aykırı olarak ve masa için ayrıcalıkları içeren yeni hükümler getirtilmemiştir.
Bu cümleden olarak tapuya şerhedilmiş satış vaadi sözleşmesine dayanılarak masaya karşı taşınmaz tescili istemi ile dava açılabliir. Bu itibarla ve olayımızda olduğu gibi mevzuu para olmayan alacağın ona muadil, kıymette paraya çevrilmesi mecburiyetinden söz edilemez.
Bundan başka davalı durumunda olan tasfiye memuru duruşma sırasında satış vaadi sözleşmesinin, alacağın teminatı olarak düzenlendiğine dair bir savunmada bulunmamıştır. Temyizen ileri sürmesi ise inceleme konusu yapılamaz. Her nasılsa bu hususlar gözetilmeden aksine görüşle hüküm bozulmuştur. Açıklanan nedenlerle karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemiz bozma ilamının kaldırılması gerekmiştir.
Sonuç: Belirtilen nedenlerle karar düzeltme isteminin kabulü ile usul ve yasaya uygun olduğundan 02.11.1983 gün 1983/350-450 sayılı tescil hükmünün ONANMASINA, 17.01.1985 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞIOY
Külli bir takip biçimi ve tasfiye yolu olan iflasta borçlunun bütün malı ve hakları masaya dahil olduğu gibi bunlar muaccel hale gelen borçların ödenmesine tahsis edilir. Borçlunun mameleki alacaklıların müşterek rehni mesabesindedir (İİK. 311/1). Mevzuu para olmayan alacak ona muadil bir kıymetle para alacağına çevrilir (İİK. 198). Meğer ki iflas idaresi taahhüdün aynen ifasını deruhte etsin. Şu açık hüküm karşısında satış vaadi sözleşmesiyle doğan davacının şahsi hakkının paraya dönüştüğünde kuşkuya düşmemek gerekir. Aksi halde daha öncede söylendiği gibi külli bir takip biçimi ve tasfiye yolu olan iflasla güdülen amaç ortadan kaldırılmış ve diğer
alacaklılar aleyhine borçlunun mameleki azaltılmış olur.
Özel bir hüküm olan İİK.nun 198. maddesi karşısında Medeni Kanunun 919. maddesindeki genel hüküm uygulanamaz. Satış vaadi için tapuya konulan şerh bu bakımdan tasfiye kurulu için bağlayıcı değildir. Esasen tasfiye kurulu taşınmazı sonradan iktisap eden kişi değildir ki sözleşmeden doğan hakkına ona karşı kullanılması söz konusu olsun.
Yukarda belirtilen hukuki esaslar bir yana; satış vaadi sözleşmesinden doğan şahsi hakka dayanarak ferağa zorlama (ayni hak) istenecek yerde karşı tarafın iflas durumuna düşmesi nedeniyle pekala masaya alacak kaydettirilmesine de imkan vardır. Tasfiye Kurulu Başkanı tarafından 26.08.1982 günü verilen cevap layihasında belirlenen para için alacak kayıt ettirildiği bildirilmektedir. Satışla ilgili konuda alacak talep edilmesi halinde ise alıcı tercihini yapmış demektir ve artık ferağa zorlama isteği kabul edilemez. Masaya kaydedilen alacağın, satış vaadi sözleşmesi ile ne
derece ilgili olduğunun araştırılması gereğine değinen bozma kararının şu haliyle duruşmada söylenmeyen hususlara dayandığı nasıl söylenebilir. Sözleşmenin gerçekte neyi amaçladığının tayin ve tespiti ile buna göre sonuca varmak ise mahkemenin resen yerine getireceği bir görevdir.
Yukarıda gösterilen nedenlerle çoğunluk görüşüne iştirak edilemediğinden karar düzeltme isteğinin reddi oyundayım.
Full & Egal Universal Law Academy