(743 S. K. m. 650)
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 24.9.1990 gününde verilen dilekçe ile MK.nun 650, 655. maddelerine dayalı olarak tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 19.10.1993 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle; süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek, gereği düşünüldü:
Davacı ve davalıların müşterek murisi fırıncıdır. Tapudan adına kayıtlı bir gayrimenkulü bulunmaktadır. Bu gayrimenkulda fırın yaptırmış ve meslek ve sanatını da icra etmiştir. Muris, hali vakti yerinde olan bir kişidir. Ölünceye kadar bakma akdi uyarınca taşınmazı oğluna verip, ondan bu nedenle karşı edim bekleyecek bir kişi değildir. Muris baba ölünceye kadar bakma akdi gereği Hasan'a taşınmazı tapudan intikal ettirmiş ise de ölümü üzerine mirasçılarının açmış olduğu iade davası kabul ile, murisin, mirasçılardan mal kaçırmak amacına matuf olarak intikali Hasan'a yaptığı kabul edilerek tapunun bir kısım mirasçılara iadeten intikali sağlanmıştır. İade davasını ana açmadığından ananın payı Hasan üzerinde bırakılmıştır. Ayrıca, Hasan'ın ölen babasından dolayı payı da vardır. Böyle bir mülkiyet durumu olan taşınmazda Hasan, bu kez MK. nun 650. maddesine dayanarak kardeşlerinin payının bedeli' karşılığında adına tescilini istemiştir. Ne var ki, MK. nun 650. maddesi geçersiz satışlara dayanarak gerçekte bir malı samimiyetle satın alan kişinin şekil noksanlığından ve benzeri işlerden dolayı malik tarafından tapusunun kendisine verilmesinden cayılması durumlarında uygulanan bir maddedir. Bu maddeye göre bir sözleşme ile taşınmazı alan kişi satıcının kendisine gayrimenkulün tapusunu vereceği inancına kapılarak böyle bir duygu ile taşınmaz üzerine muhtesat meydana getirmesi halinde bu muhdesatın değerinin arzın değerinden açıkça fazla çıkması durumunda bedeli karşılığında taşınmazın mülkiyetini isteyebileceği imkânı olayımızda bulunmamaktadır. Zira muris ile davacı arasında gerçekte bir ölünceye kadar bakma sözleşmesi düzenlenmediği, muvazaalı bir işleme girildiği mahkeme kararı ile sabit olduğundan artık davacının böyle bir akde dayanarak iyiniyetinin varlığından bahisle temliken tescil istemeyeceğinin kabulü gerekir. Bu nedenle, MK. nun 650. maddesinin ana sırrına aykırı bir istemin reddi gerekirken yazılı olduğu üzere kabulüne karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 17.5.1994 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava konusu taşınmaz tarafların müşterek miras bırakanı Mehmet'e ait iken, ölünceye kadar bakma akdine müsteniden, adı geçence davacı Hasan'a 14.4.1966'da tapuda temlik edilmiştir.
Mehmet'in ölümünden sonra mirasçılarından bir kısmı Hasan aleyhine ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvazaaya dayalı olduğu iddiasıyla tapu iptali ve tescil davası açmışlar ve sonuçta Mahkemece davanın kabulüne ve payları oranında iptale karar verilmiş ve bu karar yasa yollarından geçerek kesinleşmiştir.
İşte davacı bu karardan sonra, taşınmazın sözleşme uyarınca kendisine temlikini takiben 1968 yılında yeni bir fırın inşa ettiğini bildirerek iyiniyetle yaptığı bu bina nedeniyle MK.nun 650. maddesi mucibince temliken tescil istemiyle eldeki davayı açmıştır.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, davalıların temyizi üzerine konu Dairemize intikal etmiş, çoğunluk görüşü yukarıda yazılı olduğu üzere kararın bozulması yolunda oluşmuştur.
Medeni Kanunun 650. maddesinin uygulanabilmesi için, özetle ve öncelikle iki genel koşulun gerçekleşmesi zorunludur. Bunlardan objektif koşul diyebileceğimiz ilki, bina değerinin arsa değerinden fazla olmasıdır. Subjektif koşul olarak nitelenen ikincisi ise, bina sahibinin bunu inşa ettiği sırada iyiniyetli bulunmasıdır. Buradaki iyiniyetin subjektif iyiniyet olduğu hususu öğreti ve uygulamada tartışmasızdır.
Dairemiz çoğunluğu, "... muris ile davalı arasında gerçekte bir ölünceye kadar bakma sözleşmesi düzenlenmediği, muvazaalı bir işleme girişildiği mahkeme kararıyla sabit olduğundan artık davacının böyle bir akte dayanarak iyi niyetinin varlığından bahisle temliken tescil istenemeyeceği gerekçesiyle kararın bozulması gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Başka bir anlatımla, önceki davanın iyi niyeti ortadan kaldırdığı kabul edilmiştir.
Aşamaları özetlenen ve temyiz incelemesi sonucu ulaşılan çoğunluk görüşü yukarda yer alan davada, inancımıza göre davacı iyiniyetli sayılmalıdır. Şöyle ki;
Davacı ölünceye kadar bakma aktine dayanılarak tapuda kendisine yapılan temlikten hemen sonra taşınmaz üzerine bina (fırın) inşa etmiştir. Bu binayı yaparken tapu kendi adınadır. Başka bir anlatımla taşınmazın tapu ile malikidir. Bir taşınmaza tapu ile malik olan kişi onu dilediği gibi kullanabilir.
Adına oluşan tapunun muvazaa nedeniyle çok sonra iptali onun kötü niyetli kabulü için başlı başına bir neden olarak değerlendirilemez. Çünkü, 1.4.1974 tarih ve 197411-2 sayılı içtihatları Birleştirme Kararında da açıkça vurgulandığı üzere, görünürdeki satış sözleşmesi muvazaalı olduğundan, gizli bağış sözleşmesi de şekil (biçim) koşulundan yoksun bulunduğundan geçersiz sayılmaktadır. Kararda geçersizliği, özellikle gizli, bağışın geçersizliğini kötü niyete bağlayan hiçbir görüş yer almamıştır. Bu nedenledir ki, şekil koşulunun noksanlığı murisin temlik irade ve arzusunu ortadan kaldırmaz. Nitekim, tapulu taşınmazların harici satışlarında alıcıyı iyi niyetli görerek onun MK.nun 650. maddesinden yararlanabileceğini öngören 5.7.1944 tarih ve 1944/12-26 sayılı içtihatları Birleştirme Kararı da bu düşünceyi özellikle destekleyip pekiştirmektedir.
Miras bırakanın geçersiz bir işlemle de olsa, alıcıyı malik kılma ve dolayısiyla onu bu taşınmazda dilediğince tasarrufta etme, bu meyanda bina yapma gibi imkanları bahşeden muvafakatı ve iradesiyle taşınmazı ona temlik etmiş bulunması karşısında alıcıyı MK.nun 650. maddesi hükmüne göre iyiniyetli saymak gerekir. Hele yukarıda değinilen 5.7.1944 tarih ve 1944/12-26 sayılı içtihatları Birleştirme Kararı dikkate alındığında, onu iyiniyetli saymak bir anlamda zorunludur. Aksinin kabulü, böyle bir temlikte taşınmaz edinen kişinin hiçbir zaman taşınmazını tasarruf edememesine ve üzerine bir şey yapamamasına müncer olacaktır ki hukukun buna cevaz verdiği düşünülemez.
Yukarıda açıkladığım nedenlerle sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy