(743 S. K. m. 643) (1086 S. K. m. 292)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 11.1.1994 gününde verilen dilekçe ile tapu iptal ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 18.9.1997 günlü hükmün Yargıtay'ca, duruşmalı olarak incelenmesi Davacılar vekilleri tarafından istenilmekle, tayin olunan 28.4.1998 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden Davacı Halime B. vekili Av. Bedriye B. ile Celil A. ve Halime vekili Av. Ahmet D. geldiler. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, inanç sözleşmesine dayalı olarak tapu iptali ve tescil isteminden ibarettir. Halime, Celil ve Ali C. imzaları bulunan protokolle izale-i şüyu davasında sonuca göre gayrimenkul satışa çıkarılmadan 1,5 saat önce anlaşmışlar ve beyanlarını yazılı, belgeye dökmüşlerdir. Bu belge yazılı olması sebebiyle 1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca tarafına ve bu cümleden olarak davacılara dava açma hakkı verir.
Sözleşmede Ali C. izale-i şüyuda üzerine kalan parayı öderken Halime ve Celil bedelleri almayacaklar, kendi hisselerine düşen miktar bakımından haricen aldık sözlerini satış memuruna bildirecekler bunun üzerine Ali C. kendi hissesine ait para ile Halime ve Celil'e ait paraları da satış memuruna yatırmayacak sadece diğer paydaşların parası satış memuruna yatırılacak böylece Halime ve Celil kendi üzerine düşen görevleri yerine getirecek, böylece Ali C.tan pay isteme haklarını elde edecekler idi, fakat Halime ve Celil böyle bir beyanda bulunmadıklarından Ali C., bunlara ait olması lazım gelen parayı dahi satış memurluğuna yatırmış, böylece taşınmazın adına satın alındığını savunmuştur. Bu savunmaya göre satış memurluğuna Ali C.ın yatırdığı paradan Halime ve Celil adına satış memurluğu Bankaya hesap açmış ve bu açılan hesaptaki paralar adı geçenler tarafından bankadan çekilerek tahsil edilip edilmediği anlaşılamamıştır. Yalnız inanç sözleşmesine göre Halime ve Celil, Ali C.ın satışa iştirakine rıza göstererek inanç sözleşmesinin bir bölümüne uymuşlar ise de Ali C.ın ihaleden alış parasını yatırırken, bedeli haricen aldık diyerek onun daha az para yatırmasını mümkün kılacakları halde buna uymayarak sözleşme hükümlerine karşı gelmiş ve Ali C.ı tam para yatırma külfeti ile karşı karşıya bırakmışlardır. Şu duruma göre Halime ve Celil, yatırılan parayı bankadan çekmişler ve de hıfzetmişlerse Ali C.ın mülkiyet hakkı tahakkuk etmiştir. Yalnız kendisine verilen 20 günlük müddet içerisinde Halime ve Celil'den hisselerine düşen para ile ilgili Haricen aldım sözlerinin satış memurluğuna bildirilmeleri istendiği halde, onlar bu görevi yerine getirmedikleri için Ali Cevat paranın tamamını bankaya yatırmak mecburiyetinde kalmış ise o zaman bu paranın Halime ve Celil, adına henüz bankada duruyor ise o zaman bu paraların Halime ve Celil tarafından çekilip Ali C.a ödenmesi Borçlar Kanununun 81. maddesi uyarınca mümkün olur. Şu duruma göre bu yön dosyadan anlaşılamamaktadır. Açıklanan hallere dair bir inceleme yapılmak ve inanç sözleşmesindeki diğer yönler ve yukarıdaki tüm hususlar değerlendirilip ondan sonra bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle davacıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının yatıranlara iadesine, davacılar kendilerini duruşma vekille temsil ettirdiklerinden 750.000 TL ücreti vekaletin davalıdan alınıp, davacılara verilmesine 01.05.1998 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacılar Halime B. ile Celil A. paydaşı bulundukları taşınmazın izaleyi şüyu satış memurluğunca yapılacak ihalesi öncesinde, davalı Ali Cevat Ö. ile protokol başlıklı bir belge düzenleyerek anlaşmışlardır. Taraflar arasındaki bu anlaşmaya göre, almayı kararlaştırdıkları taşınmazın ihalesine Ali Cevat Ö. girecek ve ihale onda kaldığında, davacılar Halime ve Celil, satış memuruna paylarına düşen para konusunda Haricen aldık diyerek beyanda bulunacaklar; davalı Ali C. da ihale bedelini bu kadar eksik yatıracak, sonuçta da satın aldığı bu taşınmazın ifrazı sonucu oluşacak parsellerden üçünü davacılara devir ve temlik edecektir.
Davalı Ali C. bu anlaşma çerçevesinde ihaleye girmiş ve çekişmeye konu taşınmazı satın almıştır. Evrak arasında bulunan satış dosyası içeriğinden yasal kural gereği satış memurunca kendisine bedeli yatırması için 20 günlük önel verildiği, ancak davacılar Halime ile Celil'in paydaş olarak anlaşmaları uyarınca satış memuruna paylarına isabet eden parayı haricen aldıkları yolunda bir bildirimde bulunmadıkları, bunun üzerine de davalı Ali C.ın kendi payı dışında kalan tüm satış bedelini satış dosyasına yatırdığı, satış memurunca da Dağıtım Tablosu düzenlenip, hakimce onaylanmasından sonra, usulünce her paydaş ve bu arada davacılar Halime ve Celil'inde adlarını da hisseleri oranında düşen paraların bankada açtırılan kişisel hesaplara aktarılıp satış dosyasının tasfiyesinin tamamlandığı ve adına tapu düzenlenmesi içinde tapuya yazı yazıldığı anlaşılmıştır.
Böylece çekişmeli taşınmazın tapusu davalı Ali C. adına oluşmuştur.
Davacılar şimdi Ali C.ın ihaleden aldığı taşınmazdan kendilerine anlaşmaları uyarınca tapu vermediği iddiasıyla bu davayı açmışlardır.
Davalı Ali C. ise davacıların anlaşma uyarınca üzerlerine düşen yükümlülüğü yerine getirmediklerini, bu nedenle kendisinden istemde bulunamayacaklarını savunup davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İstemin içeriğine göre çekişmenin hukuki dayanağını inanç sözleşmesi teşkil etmektedir ve bu konuda sayın çoğunlukla aramızda bir anlaşmazlık söz konusu değildir. Yazılı belgenin varlığı karşısında olayı 5. 2. 1947 tarih ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı çerçevesinde çözümlemek gerektiği hususunda da yine sayın çoğunlukla hem fikir olduğumuz kuşkusuzdur.
Davacılar Davalı Ali C.a karşı ihale öncesi düzenledikleri ve özeti yukarıda açıklanan yazılı belge ile satış bedelinden kendilerine düşen parayı haricen aldıkları yolunda satış memuruna bildirimde bulunmayı taahhüt etmişlerdir. Davalı Ali C.ın buna karşılık yüklenimi de satın aldığı taşınmazın ifrazı sonucu oluşacak parsellerden üçünü davacılara devir ve temlik etmektir.
Eğer davacılar bu taahhütlerini yerine getirselerdi yani ihaleden sonra davacıya satış bedelini yatırması için verilen 20 günlük süre içerisinde satış memurluğuna giderek bu yolda bildirimde bulunsalardı anılan İçtihadı Birleştirme Kararı icabı davalı Ali C.tan istemde bulunmakta haklı olacaklardı ve onun bu istemi kabullenmemesi durumunda ise dava açarak edimin yerine getirilmesini bu yolla elde etme imkanına kavuşabileceklerdi.
Ancak davacılar adı inanç sözleşmesi olan bu anlaşmaya her nedense güven duymamışlar ve kendilerine düşen edimi başka bir deyişle taahhütlerini yerine getirmemişlerdir. Bu nedenledir ki davalı Ali C. satış dosyasına kendi payı dışında tüm bedeli yatırmak zorunda kalmış, satış memuru da tevzi tablosu düzenleyerek ihale yoluyla satışlardaki usule göre tüm paydaşların bu arada da davacılar paylarına düşen parayı bankada adlarına kişisel hesaplar açtırmak suretiyle dosyayı tasfiye etmiş ve kapatmıştır. Davacılar adına para yatırılmış olduğu satış dosyasından anlaşılmaktadır. Bu durumda kendilerine düşen edimi yerine getirmeyen davacıların, davalıdan bir hak istemelerine hukuken olanak yoktur. Bir başka deyişle inanç anlaşmasının kendilerine yüklediği taahhüdü ifa etmeyen davacıların karşı taraftan edimini yerine getirmesini istemeleri mümkün değildir. Bu nedenlerledir ki, kanımca mahkemenin ret kararı doğrudur, sayın çoğunluğun öngördüğü araştırmanın yapılmasına gerek yoktur ve yerel mahkemenin kararı onanmalıdır düşüncesindeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy