(818 S. K. m. 162, 356)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 1.3.1996 tarihinde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 25.3.1998 tarihli hükmün Yargıtay'ca, duruşmalı olarak incelenmesi, davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 20.10.1998 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av.M.E. geldi, karşı tarafından gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra davalı vekilinin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca yapılmakta olan binada yükleniciden haricen satın aldığı nizalı daire için tapu iptali ve tescil istemektedir.
Kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca inşaat yapıldığında yüklenici kural olarak, inşaat sözleşmesinden doğan edimlerini yerine getirdiğinde kişisel hak kazanır ve inşaat sözleşmesinde kendisine ayrılan bağımsız bölümlerin mülkiyetlerinin nakdini akidi olan arsa sahibinden isteyebilir veyahut da yüklenici bu kişisel hakkını BK' nin 162. vd. maddeleri uyarınca yazılı olmak koşulu ile üçüncü kişilere temlik edebilir. Yüklenicinin kişisel hakkını temellük eden üçüncü kişi de gerek akidi olan yükleniciyi, gerekse arsa sahibini dava etmek suretiyle tescil isteyebilir. Ancak bunun için halefi bulunduğu yüklenicinin eser sözleşmesinden doğan edimlerini bütünüyle yerine getirmiş olması şarttır. Şayet yüklenici, eser sözleşmesinden doğan edimlerini bütünüyle yerine getirmiş olmamakla beraber noksan bıraktığı iş pek cüz'i bir boyutta ise yani bu noksanlığın paraya dönüştürülerek tamamlanması arsa sahibi açısından tahammül edilebilir bir boyutta ise o vakit bu pek cüz'i noksanlığın paraya dönüştürülerek tamamlanması suretiyle de tescil istenebilir. Nitekim mahkeme de bu ilkeden hareketle tescil yoluna gitmiştir. Ne var ki somut olayda, yüklenicinin inşaat sözleşmesinden doğan edimlerini yüzde itibariyle ne oranda yerine getirdiği bilirkişi raporlarında açıklanmamıştır. Bu nedenle, kalan noksanlığın paraya dönüştürülerek tamamlanmasının arsa sahipleri açısından tahammül edilebilir bir oranda olup olmadığı anlaşılamamaktadır. Bu itibarla, uzman bilirkişiler aracılığıyla yeniden keşif yapılarak yüklenicinin inşaat sözleşmesinden doğan edimlerini yüzde (%) olarak ne oranda yerine getirdiği belirlenerek, noksan işlerin mahiyeti kalem kalem gösterilerek ortaya konmalıdır. Bu şekilde yüklenicinin pek cüz'i bir boyutta noksan iş bıraktığı anlaşılacak olursa o vakit yükleniciye ve halefi bulunan davacıya bu noksanlıkları tamamlamaları veyahut bedelini depo etmeleri için önel verilmelidir. Noksanlık bedeli depo ettirilirken de davacıdan, dairesinin arsa payına göre değil, kalan noksanlığın tamamına göre noksan işler bedelini depo etmesi istenmelidir. Bunlar nazara alınmadan yazılı biçimde hüküm tesisi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine, 6.000.000 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı İ.E.ye verilmesine, 20.10.1998 tarihinde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy