(2762 S. K. m. 26, 29) (743 S. K. m. 638, 657, 764, 931)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 16.2.1998 gününde verilen dilekçe ile vakıf şerhinin yazılması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 11.6.1998 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava konusu taşınmazın evveliyat kayıtlarında "Sultan Beyazıt Vakfı" şerhi olduğunu, 1/2 hisse sahibi Ali A.nın taviz bedelinin ödenmesi nedeniyle bu hisse üzerindeki vakıf şerhinin kaldırıldığını, 1/2 hisse sahibi olan Recep A.nın taviz bedelini ödememesi nedeniyle bu hisse üzerinde vakıf şerhinin durduğunu ifraz sonucu oluşan parsellere vakıf şerhinin yazılmadığını taviz bedeli ödenmediğinden 1/2 hisse sahibi Recep Akın hisselerine vakıf şerhinin yazılmasını istemiştir.
13.12.1935 tarihinde yürürlüğe giren 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 26. maddesiyle vakfa ait taşınmazların icareteyn ve mukataya bağlanması yasaklanmış 27, 28, 29 ve 30. maddelerinde mukataalı ve icareteynli taşınmazların taviz bedeli karşılığında mutasarrıfına geçeceği, taviz bedelinin belirlenen sürelerde ödenmemesi halinde mülkiyetin yine mutasarrıfına geçeceğini ancak taşınmazın tamamının bu taviz bedeli karşılığında birinci derecede ve birinci sırada ipotekli sayılacağı hükmü getirilmiştir.
Davacı dava konusu taşınmazın "Sultan Beyazıt Vakfı" şerhi olduğunu iddia etmektedir. Vakıf şerhi taşıyan tapu kayıtlarının kapsamında kaldığı iddia edilen her taşınmazın taviz bedeli ile sorumlu olduğu söylenemez. Özel mülkün kuru mülkiyeti ve tasarruf hakkının vakfedilmesi ile oluşan sahih vakıflarda özellikle icareteynli ve mukataalı vakıflarda ancak taviz bedelinin ödenmesi karşılığında vakıf şerhlerinin silinebileceği uygulama ve bilimsel görüşlerde tartışmasız kabul edilmektedir. Bu nedenle vakfın türünün saptanması sorunun çözümlenmesinde önem taşımaktadır. Mahkeme bu konuda hiçbir araştırma yapmadan gelen tapu kaydına göre iskanen verildiğinden bahisle davanın reddine karar vermiştir. Yukarıda belirtilen yasa maddeleri ve Hukuk Genel Kurulu'nun 19,9.1990 tarih 1990/1-332-415 sayılı kararı dikkate alınarak, taşınmaza ilişkin tapunun ilk geldisinden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte şahsiyet ve vakfiyet durumlarını gösterir kayıt ve öteki belge (vakfın icareteyn ve mukataa hesap ve defter) örnekleri ilgili yerlerden getirtilmeli, vakfın türünün ne olduğu, tapu maliklerine 1771 veya 2510 sayılı yasalardan hangisine göre dağıtım yapılarak verildiği, mer'a vakfı olup olmadığı öncelikle saptanmalıdır. Bu tespitlerden sonra 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 2888 sayılı kanunla değişik 29. maddesine, Medeni Kanunun 657, 638, 931 ve 764 maddelerine, yukarıda bahsedilen Hukuk Genel Kurulu kararına göre, icareteynli ve mukataalı vakıflarda, vakıf şerhinin kaldırılması için taviz bedeli ödenmesi gerektiği, taviz bedelinin bir gayrimenkul mükellefiyeti olduğu ve taşınmazı takip edeceği hususları göz önüne alınarak toplanacak delillere göre bir karar vermek gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle; yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA. peşin harcın istek halinde iadesine, 8.2.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy