(818 S. K. m. 18)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 15.9.1995 tarihinde verilen dilekçe ile mülkiyetin tesbiti, tapu iptali tescil veya rayiç bedelin tahsili istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 3.6.1998 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davalı Kemal Öztürk vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
Karar: Davacı, davalılardan Ali Deniz'in maliki olduğu 98 parsel s. taşınmazda inşa ettiği binadan kendisine satış vaadi sözleşmesiyle bağımsız bölüm sattığını, daha sonra ortağı olan sair davalı Kemal Öztürk'e taşınmazın tamamını tapudan muvazaalı olarak sattığını, satış bedelinin düşük olmasının muvazaayı gösterdiğini, satış vaadi sözleşmesi ile satışı vaad edilen bağımsız bölümün kendisine ilişkin olduğunun tesbitine, tapunun iptaliyle adına tesciline bu mümkün olmadığı takdirde nizalı dairenin rayiç değerinin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkeme davalı Kemal'e yapılan satışın muvazaalı olduğunu kabul ederek tescile karar vermiş, hükmü davalı Kemal temyize getirmiştir.
Dava konusu 98 parsel s. taşınmaz davalı Ali Deniz adına kayıtlı iken malik yapsatçı olarak taşınmaz üzerinde inşaat yapmaya başlamış ve nizalı bağımsız bölümün 1991 günlü satış vaadi sözleşmesiyle davacıya satışını vaad etmiştir. Daha sonra 27.2.1995 gününde 57.000.000 TL. karşılığında tapudan 98 s. parseli davalı Kemal'e satmıştır. Yapılan inşaatın projesi yaptırılmış ancak yetkili mercilerce onaylanarak inşaat ruhsatı alınmamıştır.
Davalı Kemal, sair davalı Ali ile aralarında alacak borç ilişkisi olduğunu, alacaklarının bir kısmı karşılığında nizalı taşınmazı tapudan satın aldığını, tapuda herhangi bir şerh olmadığını, tahsil edemediği alacakları içerisinde Ankara 9. İcra Müdürlüğünün 1995/5237 s. dosyasında icra takibinin devam ettiğini, satışın gerçek bir satış olduğunu savunarak davalı Ali'den alacaklı olduğunu gösterir çekler ibraz etmiştir.
Tarafların 3.kişileri aldatmak ve zarar vermek amacıyla gerçek iradelerine uymayan aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşarak yaptıkları işlemler muvazaalı işlemlerdir. Davacı somut olayda satışın davalılar arasında muvazaalı olduğunu iddia etmekte olduğundan bu işlemde 3.kişidir. Ve bu iddiasını her türlü delille kanıtlayabilir. Davacı muvazaayı ispat için taşınmazın gerçek değeri ile tapudaki satış bedeli arasında fark olduğunu belirtmiş ve tanık deliline dayanmıştır. Dinlenen davacı tanıkları davalı Ali'den aynı taşınmazda bağımsız bölüm satın alan ve tapularını alamayan kişilerdir. Beyanlarının tarafsız olduğu böyle bir halde kabul edilemez. Davalıların inşaat işinde ortak oldukları iddia edilmiş ise de bu husus ispatlanmamıştır. Mahallinde yapılan keşifte inşaatın %45 oranında yapıldığı ve 15.285.911.000 TL. değerinde olduğu bilirkişilerce belirlenmiştir. Tapudaki satış bedeli ise 57.000.000 liradır. Her iki değer arasındaki fark ancak sair delillerle desteklendiği takdirde yapılan satışın muvazaalı olup olmadığını belirlemede dikkate alınabilir. Aksi takdirde bedeller arasındaki fark tek başına muvazaayı ispata yeterli değildir. 1991 gününde dava konusu bağımsız bölümü satış vaadi sözleşmesiyle alan davacı bu sözleşmeyi tapuya şerh ettirmemiştir. Tapuda her hangi bir şerh yoktur. Tapuya şerh edilmeyen satış vaadi sözleşmesinin davalı Kemal tarafından bilinmesi mümkün değildir. Mevcut delillere ve dosya kapsamına göre satışın muvazaalı olduğu ispatlanamamıştır. Satış vaadi sözleşmesini tapuya şerh ettirmeyen davacının şahsi hakkının ayni hak sahibine karşı üstünlüğü bu halde kabul edilemez.
Bütün bu hususlar gözetilmeden yazılı biçimde tescile karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda yazılı sebeplerle yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve kanuna aykırı hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istem halinde yatırana iadesine, 25.01.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy