(1086 S. K. m. 290) (818 S. K. m. 12, 18, 213) (743 S. K. m. 634)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 2.2.1998 tarihinde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 26.11.1998 tarihli hükmün Yargıtay'ca, duruşmalı olarak tetkiki davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin edilen 21.9.1999 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av. Mehmet Çakıralp geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra davacı vekilinin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
Dava, kamusal şekilde düzenlenmiş taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davalı vekili, davacı ile müvekkili arasında düzenlenmiş olan sözleşmenin danışıklı olduğunu, esasen sözleşmeye konu taşınmazın evvelce davacının muhasebeci olarak çalıştığı şirkete ilişkin iken anılan şirkete vekaleten davacının taşınmazı tapudan müvekkiline sattığını, sonradan bazı şirket ortaklarının tapudaki bu satışın iptali için dava açmaları üzerine satış vaadi sözleşmesinin danışıklı olarak düzenlendiğini, şirket ortaklarının açtığı davanın reddedilmesi ile tehlike ortadan kalkınca davacı tarafından sözleşme üzerine sözleşmenin iptal edildiğine dair şerh verilerek imzalandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme; davacı vekilinin, sözleşmenin iptal edildiğine dair sözleşme üzerine konan şerh altındaki imzanın kendilerine ilişkin olup olmadığı yönünden beyanda bulunmayacağını ifade etmesi sebebiyle kanıtlanamadığından bahisle davanın reddine karar vermiştir.
Davacı senede dayanmaktadır. HUMK. nun 290 ncı maddesi uyarınca senede karşı olan iddianın senetle ispatı zorunludur. Senede karşı olan iddianın aynı türden belge ile ispatı zorunlu değil ise de yani resmi senede karşı ileri sürülen iddia adi senetle de ispat edilebilirse de, maddi hukukun geçerlilik koşulu olarak geçerliliğini özel bir şekle bağladığı hukuki işlemin değiştirilmesi veya ortadan kaldırılmasına ait hukuki işlemlerin aynı şekle uyularak yapılması zorunludur (Borçlar Yasasının Madde 12) Davacının dayandığı hukuki işlem Medeni Yasasının 634 ve Borçlar Yasasının 213 maddeleri uyarınca maddi hukukun geçerliliğini resmi şekle bağlı kıldığı türdendir. Davacı da kanunun aradığı biçim koşuluna uygun olarak düzenlenmiş resmi sözleşmeye dayanarak davasını açmıştır. Artık bu sözleşmenin iptal edildiğine ait savunmanın aynı şekilde düzenlenmiş belge ile kanıtlanması gerekir. Şu hali ile kamusal şekilde düzenlenmiş sözleşmenin üzerine sözleşme taraflarınca, haricen sözleşmenin iptal edildiğine dair şerh verilerek sözleşme iptal edilemez. Sözleşmenin iptal edilmesine değinen bu şerh sözleşmenin başlangıçta muvazaalı olarak düzenlendiğini de kanıtlamaz.
Davalının, taraf muvazaası olarak ileri sürdüğü savunmasını yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. Bu bakımdan ispat külfeti davalı tarafa düşer. Davalı taraf ise, muvazaa konusundaki savunmasını usulünce kanıtlayamamıştır. Hal böyle olmasına rağmen mahkemenin, uyuşmazlığın çözümünde sonuca etkili olması mümkün bulunmayan iptal şerhi altındaki imzanın aidiyeti konusunda beyanda bulunulmadığı gerekçesi ile ispat külfetini ters çevirerek ispatlanamadığından bahisle davanın reddine karar vermesi delil durumuna uygun bulunmadığından hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde yatırana iadesine, 20.000.000 TL. duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 21.09.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy