(3402 S. K. m. 12/3) (743 S. K. m. 650)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 7.3.1996 gününde verilen dilekçe ile tapu iptal tescil birleşen dava elatmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; tescil davasının kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen 9.7.1998 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı, davacı Vakıflar İdaresi vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kâğıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava konusu 2648 parselin öncesinde Vakıflar İdaresi'ne ait iken 1969'da köy tüzel kişiliğine satıldığını, kendisinin de köy tüzel kişiliğinden 1970 yılında satın alarak üzerine iyi niyetle ev yaptığını, tapulama çalışmaları sırasında taşınmazın davalı idare adına tespit edilerek tespitin kesinleştiğini, 2648 parselin Medeni Kanunun 650. maddesi gereğince adına tescilini istemiş, birleşen davada ise Vakıflar İdaresi el atmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil talep etmiştir. Mahkeme, belirlenen arsa bedelinin davalıya ödenmesi koşulu ile davanın kabulüne, birleşen davada ise Vakıflar İdaresi'nin men'i müdahale kal ve ecrimisil talebinin reddine karar vermiş, hükmü davalı-davacı Vakıflar İdaresi vekili temyize getirmiştir.
Tapulama Kanunu'nun 31/2 ve Kadastro Kanunu'nun 12/3 maddesi ile tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlama ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz hükmü getirilmiştir.
Kadastro tutanaklarında belirtilecek haklara karşı açılan davalar 10 yıllık bir hak düşürücü süreye tabi tutulurken, bu hakkın kütüğe tescil edilmesi veya şerhler ya da beyanlar hanesinde yazılı bulunması koşulu aranmamıştır. Kadastro tutanaklarında belirtilecek haklara karşı açılan davalar, tapu siciline tescili gereken veya şerhler ya da beyanlar hanesinde gösterilen bir hakka dayanabilir. Bir hak tapu sicilinde hangi sütundan gösterilirse gösterilsin, bunlara yönelik açılacak davalar 10 yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Yasa koyucu ileri sürülecek hakkın türünü sınırlamamış, ancak bu hakkın kadastrodan önce var olması koşulunu aramıştır. Yasa koyucunun böyle bir hak düşürücü süreye gerek duyması bir yandan gerçek hak sahibini belirleme ve bir yandan da kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ile oluşturulan tapu sicilinin durmadan değiştirilmesini önleme ihtiyacından doğmuştur.
Eldeki davada, dava konusu 2648 sayılı parselin tapulama tespiti 14.8.1972 tarihinde yapılmış ve tespit 11.7.1973'te kesinleşmiştir. Temliken tescil davası ise 7.3.1996 açılmıştır. Davacı, tapulamadan önce yapılmış bina dolayısı ile zeminin temlikini isteiğine göre, yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında 3402 sayılı Kadastro Yasası'nın 12/3 maddesi hükmünce kadastro sınırlandırma ve tespitlerine ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki sebeplere dayanılarak dava açılamaz. Kaldı ki 2648 sayılı parselin beyanlar hanesinde evin Necip adlı şahsa ait olduğu yazılıdır. Bu durumda evin davacı tarafından yapılmadığı anlaşılmaktadır. Medeni Kanunun 650. maddesince iyi niyetle hareket eden levazım sahibinin muhik bir tazminat karşılığı yerin mülkiyetinin verilmesi isteyebileceği belirtilmiştir. Bu maddedeki hak kişisel bir haktır. Evi davacı yapmadığına göre başkasına ait kişisel hakka dayanarak tescil talebinde bulunamaz. Tüm bu hususlar düşünülmeden yazılı gerekçelerle tescil talebinin kabulü doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün (BOZULMASINA), 21.10.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy