(818 S. K. m. 101, 106, 161)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 8.5.1998 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil olmaz ise alacak istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 6.5.1999 günlü hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 30.11.1999 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av. Bünyamin Y. ve karşı taraf vekili Av. Emin S. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: 1- Dosya kapsamına, toplanan kanıtlara, davacıya adiyen düzenlenmiş sözleşme ile yüklenici tarafından satılan taşınmazın davadan önce tapudan üçüncü kişiye satılmış olmasına, onun aleyhine açılmış bir dava bulunmamasına, satış sözleşmesine konu o taşınmaz yerine sözleşmeye konu olmayan başka bir taşınmaz için tescil isteğinin yerinde bulunmamasına göre davacı vekilinin tapu iptali ve tescil isteğine yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- Davacı vekilinin bedele yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Davalı, davadan önce akdi feshetme iradesini davacıya bildirdiğini kanıtlayamamıştır. Salt temerrüt olgusunun gerçekleşmesi, alacaklının akdi feshetme yönündeki iradesini açık ve tereddüte yer vermeyecek şekilde borçluya bildirmeden akdin kendiliğinden fesh edilmiş olduğunun kabulünü gerektirmez. İki taksidin ödenmemesi halinde sözleşmenin sona ereceğine değinen sözleşme hükmü de belirtilen biçimde fesih bildirimi olmadan akdin fesh edilmiş sayılacağı biçimde değerlendirilemez. Şu hali ile davadan önce usulüne uygun bir fesih bulunmadığından davacının bedel isteği incelenerek bir karar verilmesi gerekirken aksine bazı düşüncelerle bedel isteğinin de reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Kabule göre de; akdin sona ermesi halinde o ana kadar ödenmiş olan paraların istenemeyeceğine dair ceza koşulunun, tarafların ekonomik durumları sözleşmeye aykırı davranılması ile uğranılan zarar, borcun yerine getirilmemesi ile sağlanan menfaat, borçlunun kusur derecesi gibi ölçütlerle fahiş olup olmadığı irdelenmeden, fahiş olması halinde Borçlar Kanunun 161 son maddesi hükmü uyarınca hakim tarafından resen gözetilerek indirilmesi gerektiğinin düşünülmemesi de doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle! temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 20.000.000 lira duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine 30.11.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy