(743 S. K. m. 918)
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 8.3.1979 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve mera olarak sınırlandırma istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 10.12.1998 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı Aziz B. vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
Mahkeme ilamı, davalı Aziz B. vekili Avukat Cengiz D.e 16.3.1999 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiş, ancak hüküm Avukat Cengiz D. tarafından 26.3.1999 tarihli dilekçe ile temyiz edilmiş ise de temyiz dilekçesinin hakim tarafından havale edilmekle birlikte temyiz defterine kaydı yapılmadığı gibi harcının alınmadığı görülmüş, bu eksikliğin giderilmesi yönündeki iade kararımız üzerine, 26.3.1999 tarihinde hakim tarafından havalesi yapılan dilekçenin 3.6.1999 tarihinde temyiz defterine kaydedildiği ve temyiz harcının da 5.11.1999 tarihinde alındığı anlaşılmıştır. Böylece davalı Aziz Bilgin yönünden yasal süresi geçirilen temyiz isteminin reddi gerekmiştir.
Davacı Hazine vekilinin temyizine gelince;
Davacı Hazine vekili, 160 parsel numarası ile tahdit edilen gayrimenkule uygulanan tapu kaydının miktarının 11.028 metrekare iken tespitin 115.200 metrekare olarak yapıldığını, bu fazlalığın doğudaki meraya tecavüzden kaynaklandığını ileri sürerek, fazla tespit edilen 104.172 metrekarelik kesimin tapu kaydının iptali ve mera olarak sınırlandırılması isteğiyle bu davayı açmıştır.
İddia ve savunmaya göre, uyuşmazlığın çözümü bakımından ilk önce davalıların dayandıkları tapu kayıtlarının tesislerine ilişkin olan belgeler ve tapuların tedavül kayıtları getirtilmelidir. Bozma kararı gereğince bu kayıtlar tercümesi yaptırılmak suretiyle dosya içerisine konulmuş ve dava konusu taşınmaza uygulanmış ise de vergi kayıtları ve komşu taşınmazların aynı şekilde dayanak tapu ve vergi kayıtları da ilk tesislerinden itibaren dosyaya getirilmemiştir.
Mahkemenin mahallinde yaptığı tüm keşiflerde dinlediği mahalli bilirkişiler ve tanıklar dava konusu taşınmazın bulunduğu köydendir. Her ne kadar Hazine vekilinin karşı çıkmaması üzerine mahalli bilirkişiler aynı köyden seçilmiş iseler de mera iddiacı bulunduğundan bilirkişilikleri menfaat ilişkisine dayanabilir. Bu nedenle mahkemeyi yanıltabilir. Böyle durumlarda dava konusu yerde yararı bulunmayan komşu köy ve belde mensuplarından çevreyi iyi bilen yaşlı ve tarafsız kimselerin bilirkişi seçilmesi, bu bilirkişiler aracılığı ile mahallen keşif ve uygulama yapılması, aynı kurala uygun olarak tarafların gösterecekleri tanıkların arazi başında dinlenilmesi, ancak civar köylerden menfaat ilişkisi bulunmayan kişilerden bilirkişi seçilememesi halinde Hazine'nin göstereceği tanıklarla uzman bilirkişilerin beyanları ve civar arazilerin incelenmesi ile sonuca gidilmesi gerekir.
Bozmadan önce 22.4.1981 tarihinde mahallinde yapılan keşifte mahalli bilirkişi D. Erdoğan 385 ve 397 tahrir numaralı vergi kayıtlarının sınırları itibarı ile davalının 160 parsel sayılı tarlasına ait olmadığını ve bu tarla ile ilgisi bulunmadığını açıkça beyan ettiği gibi, aynı keşifte davalı vekili dahi her ne kadar bu vergi kayıtlarına dayanılmış ise de bu kayıtlar müvekkilin taşınmazına ait değildir, malikleri dahi değişiktir. ibraz edilen tapu kaydı müvekkilin yerine aittir. Vergi kayıtları krokide B harfi ile gösterilen yere aittir dediği halde gerek 21.4.1982 tarihinde yapılan keşif, gerekse bozmadan sonra yapılan keşiflerde bu beyanlar nazara alınmadan, vergi kayıtlarının nizalı parsele uyduğu yönündeki soyut ve dayanaksız bilirkişi ve tanık sözlerine itibar ile çelişki giderilmeden sonuca gidildiği görülmüştür.
Bozma üzerine yapılan 1.5.1998 tarihli keşifte de gerek mahalli bilirkişi ve gerekse tanıklar aracılığı ile dava konusu taşınmaza ait olduğu belirtilen tapu kaydının tedavülleri ve komşu taşınmazlara ait tapu kayıtlarının ve vergi kayıtlarının mahalline tam olarak uygulanamadığı anlaşılmıştır.
Dayanak tapu ve vergi kayıtlarının miktarları ve sınırları da nazara alınmak suretiyle yukarıda açıklanan kurala uygun şekilde seçilecek mahalli bilirkişiler ve tanıklar aracılığı ile mahallinde yapılacak keşifte bu kayıtların nizalı yere uyup uymadığı konusunda somut ve inandırıcı beyanlar alınmalı, komşu taşınmazlara uygulanan tapu ve vergi kayıtlarının da bu taşınmaz yönünü ne okuduğu üzerinde durulmalı, bilirkişi ve tanık sözlerinin resmi kayıtlara ters düşmemesine dikkat edilmeli, ters düşerse sebebi araştırılmalı, kayıtlarda nizalı yerin mera olarak yazılı bulunduğu açıklanırsa bilirkişi sözlerine değil yazılı belgelere itibar edilmelidir.
Öte yandan nizasız yer ile nizalı yerin toprak yapısı. Mahkemece seçilecek uzman Ziraat Mühendisi ve Jeoloji Mühendisi bilirkişilere incelettirilerek mera toprağı karakterini taşıyıp taşımadığı ve mera toprağı ile nizasız kesimlerdeki toprak benzerlikleri üzerinde durulmalı, mera arazisi ile halen kullanılan nizalı taşınmazların arazi bakımından ayniyet arzedip edemediği bilirkişiler aracılığı ile incelenmeli, teknik bilirkişiye keşfi izlemeye ve infaza elverişli kroki düzenlettirilmeli, sonra tüm deliller ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutularak bu hususun karar yerinde de gösterilmesi suretiyle varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurmak gereklidir.
Bundan başka, vergi kaydı ile tapu kaydının aynı yere ait olması halinde. daha önceki tarihi taşıyan tapu kaydı hududu değişken ise vergi kaydı daha geniş bir kısmı kapsasa da vergi kaydının aksi resmi belge olan tapu kaydı ile sabit olduğu takdirde, tapu kaydına itibar ederek gerçek mülkiyet durumunu saptamak gerekmektedir. Civar parsellere revizyon gören kayıtların da nizalı yeri ne okuduğu dikkatlice irdelenmelidir. Bir taşınmaz mera ise buraya ait vergi kaydı dahi bulunsa bunun meraya karşı hüküm ifade etmeyeceği ve tapu. vergi kaydının aksini kanıtlıyor ise o zaman hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği de gözden kaçırılmamalıdır.
Mahkemece yapılan incelemeye göre tapu kaydı ve vergi kayıtlarının nizalı yere nasıl uyduğu açık bir şekilde anlaşılamamaktadır.
Bu itibarla, bozma ilamına uyulmasına rağmen gerekleri yerine getirilmeden eksik inceleme ve soruşturmaya istinaden kurulan hüküm isabetli bulunmamış ve davacı hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görülerek hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1- Davalı Aziz B. vekilinin süresi geçirilen temyiz isteminin REDDİNE, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının iadesine,
2- Davacı hazine vekilinin yerinde görülen temyiz isteğinin kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 26.11.1999 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy