(743 S. K. m. 632, 644, 645, 646) (3213 S. K. m. 4)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 3.2.1997 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin men'i, kal ve tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın müdahalenin men'i talebi yönünden kabulüne, kal ve tazminat talebi yönünden reddine dair verilen 25.1.1999 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili ve davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 7.12.1999 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat Muhittin Kaygusuz ile karşı taraf vekili Avukat Nurettin Deniz geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: 1- Dosya kapsamına ve toplanan delilere göre davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- Davalılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince; niza konusu yerlerin özel mülkiyete konu 787 ve 788 parsel numaralı taşınmazlar kapsamında kaldığı sabit ve ihtilafsızdır. Bu parseller müşterek mülk şeklinde kayıtlı olup davalılardan Orhan Özyurt'un da paydaşlar arasında yer aldığı tapu kayıt örneğinden anlaşılmaktadır. Öte yandan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca davacı şirkete 6.11.1986 tarihli 15 yıl süreli maden işletme ruhsatı ve izni verilmiştir. Davacının ruhsat sahası da bu yerleri kapsamaktadır. Şimdi davacı şirket işletme ruhsatnamesi ve işletme izni ile faaliyet gösterdikleri maden sahasına davalıların haksız olarak müdahale ettiklerinden bahisle müdahalenin önlenmesini, yapılan binaların kal'ini ve 5.000.000.000. Lira zararın tazminini istemektedir.
Taşınmazların kapsamı bir taşınmaz malikinin yetki alanının belirlenmesi yönünden oldukça önem taşır. Ancak taşınmazların birbirlerinden yüzeysel olarak ayırmak taşınmaz malikinin mülkiyetten doğan yetkilerini yüzeysel olarak nereye dek kullanabileceği hususunu çözüme kavuşturmakta ise de sorun bununla bitmemekte taşınmazın hava alanı yönünden ve yer altı yönünden de kapsamının belirlenmesi önem arzetmektedir.
Bu bakımdan Medeni Kanunun 645 ve 646 ncı maddelerinde taşınmaz mülkiyetinin yüzeysel yönden yatay kapsamının belirlenmesi ile ilgili kurallar 644 ncü maddesinde de dikey kapsamının belirlenmesi ile ilgili kurallar getirilmiştir. Medeni Kanunun 644 ncü maddesinin birinci fıkrasında Bir arza malik olmak onu kullanmakta faydalı olacak derecede altına ve üstüne malik olmayı tazammun eder denmek suretiyle taşınmazın dikey kapsamının, yer altında ve hava alanında, malikin çıkarının bulunduğu yere kadar uzanacağı kabul edilmiştir. Ancak bazı durumlarda özel yasalarla yada düzenlemelerle dikey kapsam yönünden daraltıcı düzenlemeler getirilebilmektedir. Yani malikin çıkarının bulunduğu alan daraltılmaktadır. Örneğin; somut olayda olduğu gibi taşınmaz altında bulunan maden üzerinde malik, mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanamaz. Medeni Kanunun 632 nci maddesi ve 3213 sayılı Maden Kanununun 4 ncü maddesi uyarınca madenler, devletin hüküm ve tasarrufu altında olup, içinde bulunduğu arzın mülkiyetine tabi değildir.
Bu durumda üst üste veya içiçe bulunan maden ile özel mülkiyete konu taşınmazın kullanımlarında hak sahiplerinin yarar ve zarar dengesinin korunması büyük önem taşımaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki; yetkili mercilerden alınmış maden işletme izni hukuk devletinde kutsal olduğu kabul edilen özel mülkiyete elatma hakkını vermez.
Somut olayda bilirkişi raporunda (C ) işaretli olarak gösterilen nizalı yer davalı Orhan Özyurt'un malik bulunduğu 787 ve 788 numaralı parsellerin kapsamına dahildir. Davalı Orhan Özyurt dışında pek çok paydaş daha vardır. Davacı ruhsat sahibi, bazı paydaşlarla kira sözleşmesi yapmış ise de tüm paydaşlarla yapılmış bir kira sözleşmesi yoktur. Dolayısıyla taşınmazda yasal anlamda kiracı sıfatı yoktur. Bundan başka taşınmazlar üzerinde irtifak veya intifa hakkı da kurulmuş değildir. Böyle olunca yer altındaki maden işletme hakkına dayanarak, madenin içinde yer aldığı taşınmazın maliklerini kendi mülkiyet hakkını kullanmaktan men etmesi kabul edilemez. Kaldı ki; davacının halen faaliyet gösterdiği (A) harfi ile gösterilen saha ile davalılarca üzerinde muhdesat oluşturulan niza konusu (C ) harfli saha birbirinden farklı yerlerde olup davalıların (C) harfli yer üzerindeki faaliyetlerinin davacının maden işletme faaliyetine, ne tarzda bir müdahale oluşturduğu da açıklanmamıştır. Nizalı (C) işaretli kesimin salt maden ruhsat sahasına dahil bulunması ruhsat sahibine, taşınmazın yüzeyinden taşınmaz malikinin ve arkadaşlarının yararlanmasını engelleme hakkı vermez. Bu yönler gözetilmeden elatmanın önlenmesine karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 1- Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının REDDİNE,
2- Yukarıda ikinci bentte gösterilen nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine, 9.000.000. Lira duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 02.05.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy