(818 S. K. m. 18)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.9.1995 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesi uyarınca tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 22.6.2000 günlü hükmün Yargıtayca duruşmali olarak incelenmesi davali vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 13.2.2001 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av.Rezzan Aydınoğlu ile karşı taraftan İflas İdare Memuru Süveyda Fenercioğlu geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, 26.9.1990 tarihli satış vaadi sözleşmesine dayalı cebri tescil isteğine ilişkindir.
Davalı Şirket; satış vaadi sözleşmesinin bankadan alınan kredi borcunun teminatı olarak düzenlendiğini ayrıca feshedildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme; teminat savunmasının kanıtlanamadığını belirterek davanın kabulüne karar vermiş, hükmü; davalı vekili temyize getirmiştir.
Davacı dayanağı 26.9.1990 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile davalı şirket davaya konu taşınmazı 26.000.000.000 Iira bedelle davacı bankaya satmayı vaad etmiştir. Sözleşmeye göre satış bedelinin 20.00.000.000 lirası peşin ödenmiş olup bakiye 6.000.000.000 lira ise ferağ anında ödenecektir.
Satış vaadi sözleşmesi tapuya şerh de edilmiş, 5 yıllık şerh süresinin dolmasına kısa bir süre kala dava açılmıştır.
Davalı şirket, kendisi gibi bankaya borçlu olan dava dışı bazı şirketlerle birlikte 12.6.1991 tarihli adiyen düzenlenmiş bir borç tasfiye protokolü hazırlayarak davacı bankaya sunmuştur. Hernekadar bu protokolü sadece borçlu şirket temsilcileri imzalamış; alacaklı banka temsilcileri imzalamamış ise de banka yönetim kurulu aynı gün saat 14.00 de yaptığı toplantıda borçlu şirketlerin imzaladığı kendisine sunulan bu protokolün kabulüne ve bu suretle banka alacağının tasfıyesine karar vermiştir. Keza daha sonra düzenlenen ek protokollü davalı banka temsilcileri de bizzat imzalamışlar ve ek protokolün 12.6.1991 tarihinde imzalanan protokolün ayrılmaz bir. parçası olduğu ek protokolün 8 nci maddesinde belirtilerek davacı bankanın 12.6.1991 tarihli protokolün tarafı olduğu teyit edilmiştir.
Sözü edilen 12.6.1991 tarihli protokolün 1/c maddesinde aynen; "Borçlu, Gün Holding A.Ş., bankanın İstanbul Merkez Şubesinden kullanmış olduğu krediler nedeniyle, borçluya 27.9.1990 tarihinde bankaca ödenen 20.000.000.000 lira 1.1.1991 tarihi itibariyle krediye dönüştürülerek 31.12.1990 tarihi itibariyle bankaya 20.000.000.000 lira ana borcu ile işbu miktara uygulanması kararlaştırılmış olan % 80 faizi ile birlikte 27.104.000.000 lira borçlu bulunduğunu gayrıkabili rücu olarak kabul ve taahhüt eder." Demektedir. 3 ncü maddesinde de aynen ''Borçlu Gün Holding A.Ş.nin Bankaya olan 20.000.000.000 Tl. lık borcu için Beyoğlu 15.Noterliğin'ce 26 Eylül 1990 tarihinde 74.057 yevmiye numarası ile düzenlenen düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi, işbu sözleşmede öngörülen tüm koşulların yerine getirilmesi durumunda, taraflarca karşılıklı olarak feshedilecektir." denmektedir.
Davalı satış vaadi" borçlusu, sözkonusu hükümlerin satış vaadi sözleşmesinin kredi borcunun teminatı olarak düzenlendiğini kanıtladığını ileri sürmektedir.
Davacı banka ise satış vaadi sözleşmesinin teminat olarak düzenlenmediğini, gerçek bir sözleşme olduğunu, ancak satış vaadi sözleşmesinde kararlaştırılan bedelin rayicin üzerinde olduğunun sonradan anlaşılması, taşınmazın yer, konum ve nitelik olarak genel müdürlük binası olarak kuhanılması olanağı bulunmadığını saptanması ve kalan satış bedelini ödeme yükümünden kurtulmak düşünceleriyle 12.6.1991 tarihli borç tasfiyesi protokolünün kabul edildiğini, ne var ki; davalı şirketin protokoldeki bazı edimlerini yerine getirmemesi nedeniyle satış vaadi sözleşmesinin fesih koşullarının oluşmadığını, bu bakımdan taşınmazın davacı banka adına tescili gerektiğini ileri sürmektedir.
Bu durumda uyuşmazlığın çözümünde üzerinde durulması gereken başlıca iki husus bulunmaktadır. Öncelikle satış vaadi sözleşmesinin alınan borcun teminatı olarak düzenlenip düzenlenmediği saptanmalıdır. Şayet sözleşmenin kredi borcunun teminatı olarak düzenlenmediği, gerçek anlamda bir satış vaadi sözleşmesi olduğu anlaşılacak olursa o vakit ikinci husus olarak satış vaadi sözleşmesinin usulünce fesh edilip edilmediği, fesih koşullarının oluşup oluşmadığı üzerinde durmak gerekecektir.
Gerçekten Borçlar Kanununun 18.maddesi uyarınca, sözleşmelerin yorumlanmasında kullanılan tabirlere ve isimlere bakılmayarak tarafların gerçek ve müşterek amaçlarını aramak gerekir. Anılan yasa hükmünce, muvazaalı sözleşme hükümsüz olup taraflar arasında hiçbir hüküm ve sonuç meydana getirmez. Bu kural açısından olay incelendiğinde; yukarıda açıklanan protokol hükümleri satış vaadi sözleşmesinin alınan kredilerin teminatını oluşturmak üzere düzenlendiği, tarafların ciddi olarak taşınmaz satış vaadini istemedikleri, bu bakımdan sözleşmenin hükümsüz olduğu, mezkür sözleşmeye dayalı ferağa icbar suretiyle tescil isteğinin dinlenme olanağı olmadığı anlaşılmaktadır. Taraflar esasen hükümsüz olan bu sözleşmenin feshi koşullarını da düzenleyen bir borç tasfiye planı üzerinde anlaşmışlarsa da muvazaalı olması nedeniyle geçersiz bulunan sözleşmenin sonradan taraflarınca geçerli kabul edilmesiyle geçerlilik kazanmasının mümkün olmaması nedeniyle, ayrıca, fesih yöntem ve koşullarının bulunup bulunmadığı üzerinde durmaya gerek olmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekirken kabulü doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine 6.000.000 lira duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 15.2.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy