(1086 S. K. m. 237) (743 S. K. m. 612, 642)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 18.5.1999 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 11.7.2000 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
Karar: Davacı, kardeşi davalı Musa'dan 25.8.1983 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile 364 sayılı parselden miras hak ve hissesini satın aldığını adına tescilini istemiştir.
Mahkeme davayı kesin hüküm bulunması nedeniyle red etmiş, hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.
İştirakli mülkiyet esasına tabi davalarda, paydaşlar arasında yapılan satış vaadi sözleşmeleri geçerli olup, sözleşmenin ifa kabiliyeti de mevcuttur. Davacı aynı satış vaadine dayanarak 1994/46 Esas da tapu iptal tescil davası açılmış, bu dava taşınmazın iştirakli bulunduğu, sözleşmenin ifa kabiliyetinin bulunmadığı gerekçesi ile red edilmiştir. Bu hüküm Yargıtay incelemesinden geçmeden, kesinleşmiştir. Bu tür kesinleşme şekli bir kesinleşmedir. Bir hakkın azından feragat sonucunu doğurmaz. Kaldı ki 3. kişilere satış da iştirak nedeniyle ifa olanağı bulunamadığı hallerde dahi, ifa kabiliyeti doğduğu andan itibaren alıcı tescili tekrar taleb edebilir. Somut olayda dava konusu taşınmazda taraflar iştirakli malik olduğundan ve sözleşmenin de her zaman ifa kabiliyeti bulunduğundan davanın kabulü gerekirken yazılı gerekçelerle reddi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, istek halinde temyiz harcının yatırana iadesine, 25.1.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy