(1086 S. K. m. 288) (YİBK 1945/20E 1947/6K 5/2/1947)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 22.10.1999 gününde verilen dilekçe ile inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 26.9.2000 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Mahkeme davanın reddine karar vermiş, hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.
Davacı vekili, davalılardan Altan'ın öncesinde hissedar olduğu dava konusu taşınmazın satışı suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verildiğini, ihale bedeli ve tapu kaydı üzerinde bulunan haciz bedellerinin tamamını davacının ödediğini, ancak makbuzların davalı Altan adma düzenlendiğini, bu işlemlerden sonra tapunun davacıya devredileceğine dair belge düzenlediğini, fakat tapu davacıya devredilmediği gibi davalı Altan'ın gayrimenkulü boşandığı eşi diğer davalı Sabriye'ye muvazaalı olarak temlik ettiğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini istemiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.
İnanç sözleşmesi, inanılana, bir hakkın kullanılmasında, davranışların inananın tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler ve taraflar arasında bir vekaletin hukuki sonuçlarını doğurur. Bir başka deyimle inanılan, bir taşınmazı inananın hesabına hareketle kendi adına satın alması halinde mülkiyeti inanana devretme borcu ile yükümlü hale gelir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde açılacak davanın dinlenmesi mümkündür. 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca böyle bir iddianın ispatı yazılı delil ile mümkün ise de, davanın tamamen ispatına kafi olmamakla birlikte bunun vukuuna delalet edebilecek karşı taraf elinden çıkmış bir belgenin varlığı halinde iddianın tanık dahil her türlü delil ile kanıtlanması mümkündür.
Mahkeme, davacı dayanağı 7.9.1999 tarihli ve davalı Altan'ın imzasını taşıyan haricen düzenlenmiş belgeyi yazılı delil başlangıcı kabul ederek tanık dinlenmiştir. Sözü edilen belgedeki imzayı davalı Altan'ın kabul etmesine ve taşınmazın satış bedelinin bankaya yatınldığı makbuz tarihi ile aynı tarihi taşıması nedeniyle bu belgenin yazılı delil başlangıcı olarak kabulü doğrudur. Ancak davacının delil listesinde altı adet tanık ismi bildirildiği halde mahkeme 6.4.2000 günlü celsede "davacı tanıklarından dava konusunu en iyi bilen üç tanığın dinlenmesine" karar vermiş, davacının getirdiği üç tanık dinlenerek, davacının ileri sürdüğü delillerin yeterli görülmediğinden gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı, iddiasını ispat ile yükümlüdür. Bu yolda delillerini ibraz etmiş, dinlenmesini istediği tanıkların isimlerini de bildirmiştir. Mahkemenin, isimleri bildirilen tanıklardan bir kısmını dinleyip, diğerlerini dinlemeden, davacının ispat hakkını kısıtlamak suretiyle, dinlendiği tanık beyanlarının davayı ispata yeterli olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmesi isabetli değildir. Bu itibarla davacının gösterdiği tüm deliller toplanıp, isimleri bildirilen diğer tanıkları da dinlenerek hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmek gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde verilmesine, 2.2.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy