(743 S. K. m. 650)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 10.11.1999 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda davanın kabulüne dair verilen 22.3.2001 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 18.9.2001 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Av. S. T. geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra davalılar vekilinin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karar bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalılar murisinden haricen satın aldığı yerde kendi levazımı ile muhdesat oluşturduğunu, satıcının ölümünden sonra mirasçıları olan davalıların tapu vermeye yanaşmadıklarını ileri sürerek muhik bir bedel karşılığında tapu iptali ve tescil istemektedir.
Mahkemece, davacının davalılar murisinin noterde verdiği hibe takriri sonucu evini inşa ettiğini belirterek hibe nedeni ile davanın kabulüne karar vermiş, hükmü davalılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, Medeni Kanunun 650'nci maddesine dayalı temliken tescil isteğine ilişkin bulunmaktadır.
Medeni Kanunun 650'nci maddesi uyarınca temliken tescil istenebilmesi için iki genel koşulun gerçekleşmesi zorunludur. Bunlardan objetif koşul diyebileceğimiz ilki bina değerinin arsa değerinden fazla olmasıdır. Subjektif koşul olarak nitelenen ikincisi ise, bina sahibinin bunu inşa ettiği sırada iyiniyetli bulunmasıdır. Buradaki iyiniyetin subjektif iyiniyet olduğu hususu öğreti ve uygulamada tartışmasızdır.
Davalı vekili 12.2.2001 günlü dilekçesinde, söz konusu taşınmazın davalılar muhrisi tarafından bedeli ödenmek kaydı ile davacı R.'a verildiği ve inşaat yapmasına muvafakat edildiği, davacının da 1979 yılında inşaat yapıp inşaatını ve bahçesini ihata ettiği kabul edildiğine göre olayda subjektif koşulun gerçekleştiğinin kabulü gerekir.
Objektif unsura gelince; 15.4.2000 tarihli rapor ve 2.9.2000 tarihli ek rapor ile 28.11.2000 tarihli rapor ve 2.1.2001 tarihli ek raporda yapı ve arz değerleri farklı miktarlarda bildirilmiştir. Raporlardan ilkine göre objektif unsur gerçekleşmemekte ikincisine göre ise objektif unsur gerçekleşmektedir.
Bu durumda mahkemece yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak raporlar arasındaki çelişki giderilmeli objektif unsurun da gerçekleşmiş olup olmadığı kesin bir biçimde saptanmalı, gerçekleştiğinin anlaşılması halinde arsa bedelinin depo ettirilmesi için davacı yana önel verilmeli ve depo edildiğinde davanın kabulü cihetine gidilmelidir. Objektif unsurun gerçekleşmediğinin saptanması ya da objektif unsurun gerçekleştiği anlaşılmakla beraber davacının belirlenen arsa bedelini ödemeye yanaşmaması durumunda dava reddedilmelidir. Bu hususlar üzerinde durulmadan ve davanın nitelendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu biçimde karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 65.000.000 lira duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 18.9.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy