(743 S. K. m. 391, 405)
Dava: Davacılar tarafından, davalı aleyhine 7.7.2000 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 13.2.2001 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, murislerinden intikal eden 121 parsel sayılı taşınmazın sınırında bulunan su arkının davalı tarafından kapatıldığını belirterek, eletmanın önlenmesi ve uğradıkları zararın tazmini isteminde bulunmuşlardır.
Davalı, dava konusu arkın genel nitelikte olmadığı gibi, davacıların taşınmazlarının başka arklardan da sulanması olanağının bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, su yoluna elatmanın önlenmesi ve bu nedenle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Dava konusu taşınmaz tapuda davacıların murisi adına kayıtlı olup, dosyada mevcut veraset ilamına göre davacıların tapu malikinin mirasçıları olduğu sabittir. Ancak davacılardan Abdurrahman Sulh Hukuk Mahkemesinin 1976/110 Esas, 1976/133 Karar sayılı ilamı ile hacir altına alınmış olup, davacıya kardeşi M. vasi tayin edilmiştir.
Medeni Kanunun 391. maddesi uyarınca vasi vesayeti altındaki kişinin (küçüğün veya mahcurun) taraf bulunduğu davalarda, onu temsil eder. Ancak vasinin vesayeti altındaki kişi adına dava açabilmesi veya vesayeti altındaki kişiye karşı açılan davayı takip edebilmesi için Medeni Kanunun 405/8 maddesi uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinden izin alması gerekir. Vasinin vesayeti altındaki kişi adına dava açarken Sulh Mahkemesinden aldığı izin belgesini mahkemeye sunması gerekir. Vasinin vasiliğe atanmasına dair Sulh Mahkemesinden aldığı vasi tayin kararı yeterli olmadığı gibi, bu kararda genel olarak vasiye dava açma yetkisinin tanınması da yasaya aykırı olup, her dava için ayrı ayrı husumete izin belgesinin ibraz edilmesi gerekir.
Medeni Kanunun 405/8 maddesi hükmü kamu düzenine ilişkindir, bu nedenle mahkemenin vasiye (o dava için) husumet izni verip vermediği, re'sen gözetmesi gerekir. Mahkemece vasiye, husumete izin belgesini ibraz etmek üzere önel verilerek usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlandıktan sonra hüküm verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 4.10.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy