(818 S. K. m. 213)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 3.3.2000 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 22.12.2000 günlü hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 9.10.2001 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av. Orhan Akbulut ile karşı taraftan davalı Ş. Dikbaş vekili Av. A. Atik geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca inşa edilen binada yükleniciye ayrılan 6 numaralı dükkanın 5.6.1990 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile yüklenici tarafından davacıya satılmasından dolayı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkeme; yüklenicinin inşaatın % 82'lik kısmını tamamladığının anlaşıldığını belirterek tescil isteme hakkının doğmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar vermiş, hükmü; davacılar vekili temyize getirmiştir.
Gerçekten yüklenicinin % 82 imalat seviyesine göre tescil isteme hakkının varlığından söz edilemez ise de; aynı bağımsız bölüm için bir başka dosyada davalılarımızdan Ş. Dikbaş isimli kişi tarafından yüklenici ve arsa sahipleri aleyhine açılan davada bu bağımsız bölüme tekabül etmek üzere arsa sahiplerine ait payların 10/257 oranında iptali ile Ş. Dikbaş adına tesciline karar verilerek o kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi karşısında artık yüklenicinin arsa sahibine karşı edimini tamamlamış olup olmadığı hususu üzerinde durulmasına gerek bulunmamaktadır.
Sorun; davacının kişisel hakkı ile davalı Ş. Dikbaş'ın kişisel hakkından hangisinin tercihi gerektiği noktasındadır.
Ş. Dikbaş her ne kadar kesinleşen mahkeme ilamı ile kişisel hakkını ayni hakka dönüştürmüş ise de o ilam taraf olmadığı için davacıyı bağlamaz. Bu bakımdan davacının kişisel hakkı ile davalının kişisel hakkının bu davada karşılaştırılarak hangisinin üstün tutulması gerektiği üzerinde durulmalıdır.
Davacı dayanağı satış vaadi sözleşmesi 5.6.1990 davalı Ş. Dikbaş dayanağı satış vaadi sözleşmesi ile 30.10.1991 tarihlidir. Buna göre her ikisi de yasada öngörülen koşullara uygun olarak düzenlenen sözleşmelerden önceki tarihli olan davacı dayanağı 5.6.1990 tarihli sözleşmenin tercih edilmesi gerekir.
Her ne kadar davalı Ş. Dikbaş dayanağı satış vaadi sözleşmesinde arsa sahiplerine vekaleten Ş.'ye satış vaadinde bulunulduğu, satıcıların farklı olduğu, bu nedenle kişisel hakların yapıştırılmasının söz konusu olamayacağı söylenebilir ise de; yüklenicinin arsa sahiplerinden almış olduğu vekaletle dava dışı C. Uysal'ı tevkil etmesi onun da arsa sahipleri vekili olarak Ş. Dikbaş'a satış vaadinde bulunması, satılan bağımsız bölümün inşaat sözleşmesinde yükleniciye ayrılan yerlerden olması ve Ş. Dikbaş'ın dahi diğer dosyada dava açarken hem arsa sahiplerini hem de yükleniciyi hasım göstermesi karşısında her iki satış vaadi sözleşmesinin de yüklenici nam ve hesabına olduğunun kabulü gerekmiştir. Bu itibarla önceki tarihli olan davacı dayanağı sözleşme tercih edilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine, 65.000.000 lira duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 09.10.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy