(4342 S. K. m. 1, 2, 3)
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 24.5.1996 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve mera olarak sınırlandırma istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 22.3.2000 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı Hazine, 220 sayılı parselin 1952 yılında yapılan tapulama tesbiti sırasında Belek Köyü Tüzelkişiliği adına mera vasfı ile tescil edildiğini, bu yerde 1996 yılında yapılan imar uygulaması ile taşınmazın mera vasfının kaldırılarak Belek Köyü Tüzelkişiliği lehine özel mülkiyet oluşturulduğunu ileri sürerek, 220 parselin tapu kaydının iptali ile hazine adına tescilini istemiştir.
Mahkeme, Şuf'alı yerin mera vasfını yitirmiş olması nedeniyle davanın reddine karar vermiş, hükmü davacı hazine vekili temyize getirmiştir.
Dava, mera iddiasına dayalı tapu iptali ve mera olarak sınırlandırma istemine ilişkindir. Dava konusu 220 sayılı parselin tapulama tutanağı incelendiğinde; tasarruf sebebi bölümünde bu yerin Devletin Hüküm ve Tasarrufunda bulunduğu ve hali yerlerden olup bugüne kadar köy merası olarak halen de tarla olarak kullanıla geldiği ve halen de bu şekilde kullanılmakta bulunduğu anlaşıldığından ve vasfı kısmında da Mera - Tarla yazılmak suretiyle 28.5.1952 tarihinde Belek Köyü Tüzelkişiliği adına tesbit edildiği ve tesbitin bu şekilde kesinleştiği görülmektedir. Teknik bilirkişi Burhanettin Yavaş tarafından düzenlenen 23.11.1998 tarihli kroki ve rapora göre de; 220 parselde imar uygulaması ile birçok parsellerin oluştuğu anlaşılmaktadır. İmar uygulaması sonucu oluşan bu parsellere ilişkin tapu kayıtlan dosyaya getirilmemiştir.
Tapulama tutanağında 220 parsel hakkında tarla, mera ve hali arazi olmak üzere üç nitelik belirtilmiştir. Bir taşınmazda üç niteliğin bir arada bulunması düşünülemez. Bu nedenle Mahkemece öncelikle yapılacak iş taşınmazın niteliğini belirlemektedir. Bunun içinde komşu köy veya beldelerden seçilecek ve taraflarla menfaat ilişkisi olmayan yaşlı yerel bilirkişiler aracılığı ile çekişmeli yerin tam olarak belirlenmesi, kadim kullanım şeklinin saptanması ve teknik bilirkişiye keşfi izlemeye elverişli kroki düzenlettirilerek nizalı yerin krokide işaret ettirilmesi ayrıca uzman bilirkişi kurulundan da dava konusu taşınmazın tapulama ve daha önceki günlerdeki niteliğinin ne olduğuna ilişkin raporun alınması gerekir. İmar uygulaması sonucu 220 parselin ifrazı ile oluşan tüm parsellere ilişkin tapu kayıtları da dosyaya getirilerek, gerektiği takdirde taraf teşkili de sağlanmak suretiyle yapılacak inceleme sonucu, taşınmazın niteliğinin mera olup olmadığı saptandıktan sonra, oluşacak duruma göre sonuca gidilmek, mera olduğu anlaşıldığı takdirde davanın kabulüne karar vermek gerekir.
Bunlar yapılmadan, eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı hazine vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 05.10.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy