(818 S. K. m. 125, 18) (743 S. K. m. 931)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 20.12.2000 gününde verilen dilekçe ile tapu iptal tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 18.7.2000 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne duruşma isteminin kıymetten reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, muris babaları Ömer ,,,,........ın 25.6.1969 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile müşterek paydaşı bulunduğu 64 parsel sayılı taşınmazda diğer paydaş davalı Sultan .....nun hissesini satın aldığını, o tarihten beri teslim alıp kullandığını ve ölümü ile intikalen kendilerinin kullanmaya devam ettiklerini, davalı satıcı Sultanın tapuya kendilerine vermesi gerekir iken kötü niyetli olarak diğer davalı Mehmet .....a devrettiğini belirterek tapu iptal ve tescil istemişlerdir.
Davalı satıcı Sultan duruşmadaki beyanında, hissesini davacıların babasına sattığını ancak bedeli ödenmeyince bu kez bedeli karşılığında diğer davalı Mehmet'e tapudan sattığını belirtmiştir.
Diğer davalı Mehmet ise; davacıların zilyetliklerinin bulunmadığını bu nedenle sözleşmenin zamanaşımına uğradığını, tapuda satış vaadi şerhi olmadığı için iktisabının da iyiniyetli olduğunu ve davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalı Sultan yönünden tapuda hissesi bulunmadığından, diğer davalı Mehmet yönünden ise zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar vermiştir.
Hükmü davacılar vekili temyize getirmiştir.
Satış vaadi sözleşmesinden doğan haklar Borçlar Kanunun 125 maddesine göre 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak satış vaadine konu taşınmaz vaad alacaklısına fiilen teslim edilmiş ve taşınmazdan da men edilmemiş ise, artık tapu ferağının verileceği ümidi içinde bulunan alıcıya karşı zamanaşımı definde bulunmak dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Miras bırakanları ile davacıların bu yeri kullandıkları keşifle saptandığından artık yerin davacılara teslim edildiğinin kabulü gerekir. Bu nedenle davanın zamanaşımı nedeniyle reddi doğru değildir.
Öte yandan gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri, sözleşmenin tarafları arasında alıcı yönünden kişisel hak doğurur. Sözleşme tapuya şerh edilmediği müddetçe sözleşmeden doğan bu şahsi hak ancak sözleşmenin tarafına karşı ileri sürebilir.
Borçlar Kanunun 18.maddesinde düzenlenen danışıklı işlem tarafların yaptıkları akdin hüküm doğurmaması veya görünüşteki akitten başka bir akdin hükümlerini doğurması hususunda anlaşmalarıdır. Bu hüküm değerlendirildiğinde, satış vaadi borçlusu ile gayrimenkul satış vaadine konu taşınmazı ondan kayden iktisap eden kişinin tapuda yaptıkları temliki tasarruf işlemi ile gerçekte satışı amaçlamadıkları, sırf satış vaadi alacaklısının sözleşmeden doğan haklarını kullanmasını engellemek amacıyla el ve düşünce birliği içinde alacaklıyı zararlandırmak kastı ile muvazaalı olarak bu devri yaptıkları anlaşıldığı takdirde, yeni malik tapuda şerh olmasa da Medeni Kanunun 931. maddesindeki yasal himayeden faydalanamaz.
Somut olayda; muris Ömer ve mirasçıları davacılar, dava konusu taşınmazı 1969 yılında satış vaadi ile aldıkları günden beri kullandıkları, kayden iktisap eden davalı Mehmet ........ın satış vaadi sözleşmesinde, satıcı Sultan tarafından tapu ferağ işlemlerini yapmak üzere vekil tayin edildiği, davacıların amcası olduğu ve aynı köyde oturduğu anlaşılmaktadır. Davalı Sultanın, bedel ödenmediği hususundaki itirazı da, sözleşmede satış bedelinin peşin ödendiği belirtildiğinden samimi değildir.
Tapudaki satış işleminin gerçek satış olduğunu davacıların sözleşmeden doğan tescil istemeye ilişkin kişisel haklarını kullanmalarına engel olmak ve sırf zarara sokmak amacıyla muvazaalı olarak yapılmadığını ispatlamak davalı Mehmet ......a aittir.
Tüm bunlar dikkate alınarak inceleme ve araştırma yapılması gerekir iken yazılı şekilde eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru görülmediğinden bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, istek halinde temyiz harcının yatırana iadesine, 15.11.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy