(743 S. K. m. 643, 931)
DAVA ; Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 5.11.1999 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 16.7.2001 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı kardeşinin kayıtlı olduğu kooperatif tarafından yaptırılan 6774 parsel sayılı taşınmazdaki dükkanın 1/2 payını haricen kardeşinden satın aldığını, ancak; kooperatif ferdileştikten sonra dükkanın tamamının davalı adına kaydedildiğini ileri sürerek, çekişmeli taşınmazın 1/2 payının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, sözleşme gereğince satış tarihinden sonraki iadat ve banka kredi borcunun yarısının davacı tarafından ödeneceği kararlaştırıldığı halde, bunun ödendiğinin kanıtlanamadığı ve ödenmesinin de teklif edilmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı vekili tarafından temyize getirilmiştir.
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. İnançlı bir işlemde inanç gösterilen kişi, inanç gösteren kişinin iradesi doğrultusunda hareketle birlikte, görünürde kendisi adına yapılacak bir işlemden sonra taşınmazın mülkiyetini inanç gösterene geçirme yükümlülüğü altına girer. Ancak, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla yerine getirilmesi istenebilir. 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, inanç sözleşmesinin varlığının yazılı bir belge ile ispatlanması gerektiği belirtilmiştir. Böyle bir belge, olayı olduğu gibi
açıklıyan ve geçek iradeyi ortaya koyan nitelikte olabileceği gibi bu nitelikleri taşımasa dahi en azından davalı elinden çıkmış olayın tamamen ispatına kafi olmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek nitelikte olması gerekir.
Somut olayda, davalının çekişmeli dükkanın 1/2 payını 4.1.1984 tarihinde üçmilyon lira bedelle davacıya sattığı ve bedelini aldığı dosyaya ibraz edilen yazılı belge ve dosya kapsamı ile saptanmıştır. Taraflar arasında bu konuda bir çekişme de bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki çekişme, satış tarihinden sonraki kooperatif aidatlarının ve banka kredi borçlarının yarısının davacı tarafından ödenip ödenmediğine ilişkindir. Davalıya bu konuda yemin teklif edilmiş ise de; davalının eda ettiği yemin taraflar arasında çekişmesiz olan satış bedeline ilişkin olduğundan geçersizdir ve kesin delil sayılmaz.
Dosya kapsamına ve toplanan delillere göre, davacı inanç sözleşmesinin varlığını ve satış bedelini ödediğini yazılı delil ile kanıtlamış ise de; sözleşme gereğince satış tarihinden sonra ödemesi gereken kooperatif aidatlarının ve banka kredi borçlarının yarısını ödediğini kanıtlayamamış ve bu bedelin davalı tarafından ödendiği anlaşılmıştır. Hal böyle olunca; Mahkemece, aynı konuda açılmış ve HUMK.nun 409/5 maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilen 1996/836 Esas sayılı dosyasındaki Dairemizin 9.4.1996 gün 1995/9540 Esas 1996/2543 Karar sayılı bozma ilamında da belirtildiği gibi, Borçlar kanunun 81.maddesi gereğince, davacıya sözleşmedeki satış tarihinden sonra kooperatife ödenmesi gereken aidatlar ile banka kredi borçlarının yarısının hakimin göstereceği bir yere veya mahkeme veznesine davalıya ödenmek üzere yatırılması için önel verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile red kararı verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle, yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 20.11.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy