(4342 S. K. m. 4)
Davacı köy temsilcisi vekili tarafından, davalı aleyhine 14.6.2000 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 28.6.2001 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı köy temsilcisi tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı, köy temsilcisi nizalı 214 ve 215 sayılı parsellerin kadastro çalışmaları sırasında davacı köyün merası olarak sınırlandırıldığını tesbite itiraz üzerine köyün eski muhtarının davalı köy muhtarlığı ile anlaşması sonucu, her iki parselin hükmen davalı köy adına tescil edildiğini, nizalı yerlerin davacı köyün kadim merası olduğunu ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile mera olarak sınırlandırılmasını ve davalı köyün bu yerlere elatmasının önlenmesini istemiştir.
Davalı köy temsilcisi, çekişmeli taşınmazların kendi köylerine ait olduğuna dair kesinleşmiş mahkeme kararları bulunduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme davanın reddine karar vermiş, hükmü davacı köy temsilcisi temyize getirmiştir.
Dava konusu 214 ve 215 parsel sayılı taşınmazlar, tapulama çalışmaları sırasında, kadimden beri S. köyünün merası olduğu gerekçesiyle mera olarak sınırlandırılmış, davalı E. köyünde bu tesbite yaptığı itiraz Tapulama Komisyonunca reddedilmiş, E. köyünün S. köyü aleyhine Kadastro Mahkemesinde açtığı davalar ise kabul edilerek, her iki parsele ilişkin Tapulama Komisyonu kararlarının iptaline ve bu parsellerin otlakiye niteliği ile E... Köyü Tüzelkişiliği adına tesciline karar verilerek Yargıtay denetiminden geçmeksizin kesinleşmiştir.
Dava, mera iddiasına dayalı tapu iptali ve sınırlandırma isteğine ilişkindir. Bilindiği üzere meraların mülkiyeti Hazine´ye, kullanım hakkı ise köy veya belediyelere aittir. 4342 sayılı Mera Kanununun 4.maddesi gereğince, mera, yaylak ve kışlaklar Devletin Hüküm ve Tasarrufu altındadır. Özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı ile edinilemez ve sınırları daraltılamaz.
Dava konusu 214 ve 215 sayılı parsellere ilişkin dosya içerisinde mevcut Kadastro Mahkemesinin 1994/11-10 ve 1994/9-8 sayılı dosyalarında; davalı S... Köyünün o zaman muhtarı olan Rıza K.´ın çekişmeli parsellerin köylerinin merası olmadığı ve bu yerlerde köyün bir hakkının bulunmadığı, bu nedenle davayı kabul ettiğine dair beyanları bulunmaktadır. Oysa aynı muhtarın tapulama tesbiti sırasında 214 ve 215 sayılı parselerin köylerinin kadim merası olduğu yönünde beyanı vardır. Kadastro Mahkemesinde görülen davalarda, davacı E. köyü bazı tapu kayıtlarına dayanmış, bu kayıtların yeterince uygulaması yapılmadan, nizalı yerlere uyduğu ve davalı S. köyü muhtarının da davayı kabul ettiği gerekçesiyle davaların kabulüne karar verilmiş ve bu kararlar Yargıtay denetiminden geçmeden kesinleşmiştir.
Yukarıda da açıklandığı gibi bu tür topraklar özel mülkiyete konu teşkil etmeyip kamu malı olması nedeniyle mera iddiası veya taşınmazın mera olmadığı iddiası ile ilgili açılan davada, köy muhtarının davayı kabule ve sulhe ve davadan feragate yetkisi olmadığından, somut olayda da köy muhtarının dava konusu taşınmazın mera olmadığına ilişkin açıklamasının hukuki değeri yoktur.
O halde; meraların mülkiyeti hazineye ait olmakla davaya katılmasında yarar bulunduğundan, mahkemece öncelikle davanın hazineye ihbar edilmesi gerekir.
Davacı köy, nizalı parsellerin müstakilen yararlandıkları kadim meraları olduğunu iddia etmektedir. Davalı köy ise, davacı olduğu Kadastro Mahkemesindeki davalarda tapu kaydına dayanmıştır.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü bakımından, ilk önce davalı köyün dayandığı tapu kayıtlarının tesislerine ilişkin olan belgeler ve tapuların tedavül kayıtları getirilmeli, varsa vergi kayıtları ve hatta komşu taşınmazlara uygulanan tapu ve vergi kayıtları da bulunmakta ise bunlar da ilk tesislerinden itibaren dosyaya getirilmeli, çekişmeli yerde yararı bulunmayan komşu köy ve belde sakinleri arasından araziyi iyi bilen yaşlı ve tarafsız kimseler mahalli bilirkişi olarak seçilmeli, bu bilirkişiler aracılığı ile mahallen keşif ve uygulama yapılmalı, aynı kurala uygun olarak tarafların gösterecekleri tanıklar arazi başında dinlenmeli, kayıtların nizalı yerlere uyup uymadığı incelenmeli, kadim kullanma hakkının kime ait olduğu araştırılmalıdır.
Öte yandan, nizalı yer ve çevre taşınmazların toprak yapısı, mahkemece seçilecek uzman Ziraat Mühendisi ve Jeoloji Mühendisi bilirkişilere incelettirilerek, mera toprağı karakterini taşıyıp taşınmadığı ve nizalı yerler ile nizasız kesimlerdeki toprak benzerlikleri üzerinde durulmalı, arazi bakımından ayniyet arz edip arz etmediği bilirkişiler aracılığı ile incelenmeli, teknik bilirkişilere keşfi izlemeye ve infaza elverişli kroki düzenlettirilmeli, sonra tüm deliller ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutularak, bu hususun karar yerinde de gösterilmesi suretiyle varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulmalıdır.
Bunlar yapılmadan, eksik inceleme ve soruşturma, yetersiz keşif ve teknik bilirkişi raporlarına dayanılarak, yazılı olduğu şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı köyün yerinde görülen temyiz isteğinin kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 01.03.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy