(4721 S. K. m. 747) (743 S. K. m. 671)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 9.4.2001 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 27.12.2001 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, genel yola bağlantısı olmadığını ileri sürdüğü 188 parsel sayılı taşınmazı için davalılara ait 174 parsel sayılı taşınmazdan geçit hakkı verilmesini istemiştir.
Davalılar, davacı taşınmazı için daha uygun geçit yerleri olduğunu, davacı taşınmazının batı sınırı boyunca yer alan Sarıoğlan deresinin de çevre taşınmazlar maliklerince yol olarak kullanıldığını belirtmek suretiyle davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalılar vekili temyize getirmiştir.
Dava, geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan Medeni Kanunun 671.maddesi uyarınca ancak genel yola çıkmak için yeterli yolu olmayan taşınmaz maliki geçit isteminde bulunabilir. Bu madde ile amaçlanan, yola bağlantısı olmayan taşınmaz malikinin genel yola bağlantısının kesintisiz olarak sağlanmasıdır. Geçit davalarında geçit ihtiyacı saptanırken ve yol belirlenirken davanın subjektif koşullarına, kişisel arzularına göre değil objektif esaslara göre karar vermek gerekir. Bu taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesinin de bir gereğidir.
Geçit hakkına ilişkin açıklanan bu ilkeler doğrultusunda eldeki dava incelendiğinde; davacı taşınmazının batı ve kuzey sınırını takiben taşınmaza bitişik şekilde uzanan ve kuzeyde yer alan Sarıoğlan yoluna ulaşan Sarıoğlan deresinin yer aldığı görülmektedir. Davalılar, çevre taşınmazlar sahiplerince bu derenin yol olarak kullanıldığını, davacının da dereyi yol olarak kullanma olanağının bulunduğunu savunmuşlar ise de, mahkemece bu yönde hiçbir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Bilirkişi raporlarında da derenin niteliği, yol olarak kullanma olanağı bulunup bulunmadığı hususunda bir açıklama yer almamaktadır. Mahkemece, öncelikle çevre taşınmaz maliklerinde kişiler tanık olarak dinlenip, derenin yol olarak kullanılıp kullanılmadığı konusunda beyanları alınmalı, bilirkişilerin bu konuda görüş ve bilgilerine başvurulmalı, davacının da bu dereyi yol olarak kullanma olanağının bulunup bulunmadığı tespit edilmeli ve hasıl olacak duruma göre sonuca ulaşılmalıdır. Derenin yol olarak kullanıldığının anlaşılması halinde, davacının zorunlu geçit ihtiyacından söz edilemeyeceği gibi zaman zaman bu yerden geçişin güçleşeceği anlaşılsa dahi, sadece davacının subjektif koşulları nazara alınarak katlanma yükümlülüğü boyutlarını aşacak ve fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesiyle bağdaşmayacak şekilde davalıların mülkiyet hakkının kısıtlanmasının düşünülemeyeceği de gözetilmelidir.
Bu yönler gözetilmeden, eksik araştırma, inceleme ve soruşturma sonucu, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde geri verilmesine, 22.3.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy