(4721 S. K. m. 717) (743 S. K. m. 643) (1086 S. K. m. 292)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 7.12.2000 gününde verilen dilekçe ile tapu iptal tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 2.10.2001 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 234 parsel sayılı taşınmazı davalı ağabeyi ile satın alıp, aralarında taksim ederek 1958 yılından bu yana kullandıklarını, ancak tapunun davalı ağabeyi adına yapıldığını, tapunun iptali ile taksim edildiği şekilde kullandığı bölümün adına tescilini istemiştir.
Mahkeme davacının alıp, kullandığı 6200 metrekare yerin ifrazının mümkün olmaması nedeniyle davayı red etmiştir. Davacı vekili, kullanılan 6200 metrekare yerin veya 1/3 hissenin verilmesi gerektiğinden bahisle hükmü temyize getirmiştir.
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemidir. İnançlı bir işlemde, inanç gösterilen kişi, inanç gösteren namına yapılacak bir işlemden sonra taşınmazın mülkiyetini inanç gösterene geçirme yükümlülüğü altına girer. Ancak, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla yerine getirilmesi istenebilir. 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, inanç sözleşmelerinin varlığının yazılı bir belge ile ispatlanması gerektiği kabuldür. İşte bu yazılı delilin düzenlenmesinde, tarafların getirecekleri imzalı belgeler ya da en azından olayın tamamen ispatına kafi olmamakla beraber bunun vukuuna delalet edebilecek bir yazılı delil başlangıcı bulunması gerekir. Böyle bir belge ibrazı halinde tanık dinlenebilir. Aksi halde tanık dinletilemez ve tanık beyanına değer verilemez.
Somut olayda; davalı 27.2.2001 tarihli celsede, dava konusu yerin iki hissesini kendisi, bir hissesini de davacının satın aldığını, zeminde hissesi kadar yeri duvarla bölerek, uzun zamandan beri bu şekilde kullandıklarını, davacının kimden satın aldıysa tapuyu da ondan alması gerektiğini belirterek, davayı kabul etmediğini beyan etmiştir. Hakim huzurunda zapta geçirilen ve davalının imzası ile onaylanan beyanını bulunduğu zabıt 5.2.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtilen, davalı elinden çıkmış belge olarak kabulü gerekir. Nitekim tanıklar ve mahalli bilirkişi davacı iddiasını ve satışı doğrular şekilde beyanda bulunmuşlardır. Bu durumda, davacının talep ettiği bilirkişi raporunda A harfi ile belirtilen 6200 metrekare yerin ifrazı mümkün olmadığına göre, bu kısma isabet eden hissenin iptali ile davacı adına tesciline karar vermek gerekir iken yazılı şekilde, davanın reddi doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde temyiz harcının yatırana iadesine, 4.4.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy