(818 S. K. m. 18, 213)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 7.1.1999 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, olmaz ise tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 29.5.2001 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme; tapu iptali ve tescil isteminin reddine, kademeli istenen 1 milyar lira tazminatın değeri Sulh Hukuk Mahkemesinin görev sınırını aştığından mahkemenin görevsizliğine ve Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna karar vermiş, hükmü davacılar vekili temyiz etmiştir.
Davalı muris Ahmet, maliki bulunduğu taşınmazın doğu kısmından 135 metrekarenin davacılar murisi Mehmet'e 10.10.1962 tarihinde satışını vaad etmiş ve fiilen de teslim etmiş, sonra 27.5.1987 tarihinde taşınmazın tamamını tapuda davalı oğluna satmıştır. Davacılar bu satışın gerçek bir satış olmadığını iddia ederek satış vaadi ve muvazaaya dayanarak pay tescili isteğiyle bu davayı açmıştır. Satış vaadinde bulunan Ahmet'in davalı Ramazan'ın babası olduğu hususunda ihtilaf yoktur. Satış vaadi önce yapılmış ve satılan kısım alıcıya teslim edilmiştir. Kullanma, satış vaadi alıcısı ve sonra mirasçıları tarafından yapıldığına göre oğul Ramazan'ın bunu bilmemesi ve de tapudan alışının gerçek bir satış olduğunu savunması, halin icabına ve hayatın olağan akışına ters düşmektedir. Bu itibarla şahsi hak iddiasının iyiniyetli olmayan ayni hak sahibine karşı ileri sürebileceği ve muvazaa iddiasının sözleşmenin tarafı olmayan kişilerce her türlü delillerle kanıtlanabileceği hususu gözetilerek muvazaa iddiası üzerinde durularak, tarafların buna ilişkin delilleri incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, satışı vaad olunan bir taşınmazın daha sonra üçüncü bir kişiye satılması halinde tapu iptali ve tescil istenemeyeceği, zilyetliğin devri ve üçüncü kişinin kötü niyetli olmasının bu yargıyı etkilemeyeceğinden bahisle tescil isteminin reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 1.4.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy